Av. Zeki Demirci
Zeki DemirciKarar AnaliziE. 2025/4776 · K. 2026/1713Marka Hukuku26.03.2026

İnhisari Lisans Sahibi Olmayan Davacının Aktif Husumet Yokluğu

Yargıtay 11. HD, SMK m. 158 uyarınca markanın değil şirket yetkilisinin tescil sahibi olduğu davada, inhisari lisans sahipliği ispatlanmadıkça davacının tecavüz ve tazminat davası açamayacağını onadı.

Paylaş:XLinkedIn
Mahkeme
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/4776
Karar No
2026/1713
Karar Tarihi
26.03.2026
Kararın Özü

Dava konusu markanın şirket yetkilisi adına tescilli olduğu, davacı şirketin ise inhisari lisans sahibi olduğunu iddia ve ispat edemediği durumda, marka sahibi olmayan davacı, markaya tecavüz ve haksız rekabet iddiasıyla tazminat davası açamaz; dava aktif husumet yokluğundan reddedilir.

Karar Metnimarka tescil belgelerinin incelenmesinden davaya konu markaların davacı şirketin yetkilisi dava dışı ... adına tescilli olduklarının görüldüğü, dava konusu taleplerin davacı şirket tarafından ileri sürülebilmesi için davacının dava konusu markanın inhisari lisans sahibi olması gerektiği, dosya kapsamında böyle bir iddia ve ispat olmadığı için marka sahibi olmayan davacının markaya tecavüz ve buna bağlı olarak tazminat davaları açamayacağı gerekçesiyle davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmiş

Bir şirket, kurucusu ve yetkilisi adına tescilli markayı fiilen kullanır, ardından bu markayı bir üçüncü kişinin izinsiz kullandığını ileri sürerek tecavüz ve haksız rekabet davası açar. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26.03.2026 tarihli kararı, bu senaryoda davanın kapıda kaldığını gösteriyor: Marka sahibi olmayan, inhisari lisans sahibi olduğunu da ispat edemeyen şirketin dava açma ehliyeti yoktur.

İlgili hizmet sayfası → Marka Avukatı: Marka tescili, lisanslama ve tecavüz uyuşmazlıkları için hizmet sayfası.

Karar kimliği: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/4776, K. 2026/1713, 26.03.2026. Sonuç: onama (oy birliği).


1. Uyuşmazlığın Konusu

Davacı şirket, davalı şirketin, davacının markalarını anahtar sözcük olarak arama motoru reklamlarında izinsiz kullandığını ileri sürerek marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespitini, meni ve refini, 10.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminatın tahsilini talep etmiştir. Davalı, markaya herhangi bir tecavüzün söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk derece mahkemesi, dava konusu markaların davacı şirketin kendisi adına değil, şirketin yetkilisi olan gerçek kişi adına tescilli olduğunu tespit etmiştir. Markanın sahibi olmayan davacının dava açabilmesi için inhisari lisans sahibi olduğunu iddia ve ispat etmesi gerektiği, dosyada bu yönde bir iddia veya kanıt bulunmadığı belirlenmiş ve dava aktif husumet yokluğundan reddedilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmiş, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararı oy birliğiyle onamıştır.


2. Kararın Hukuki Dayanağı: SMK m. 158

Sınai mülkiyet hakkına tecavüz halinde kimlerin dava açabileceği, SMK m. 158'de kademeli bir sistemle düzenlenir. Hükmün birinci fıkrası açıktır:

"Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa inhisari lisansa sahip olan kişi, üçüncü bir kişi tarafından sınai mülkiyet hakkına tecavüz edilmesi durumunda, hak sahibinin bu Kanun uyarınca açabileceği davaları, kendi adına açabilir."

Maddenin ikinci fıkrası, inhisari olmayan (basit) lisans alana da sınırlı bir dava hakkı tanır: dava açma hakkı sözleşmede açıkça kısıtlanmamışsa, lisans alan önce marka sahibinden dava açmasını talep eder; marka sahibi bu talebi kabul etmez veya bildirimden itibaren üç ay içinde dava açmazsa, lisans alan bildirimini de ekleyerek kendi adına dava açabilir.

Kararın mantığı buradan hareket eder: dava açma hakkı, kural olarak marka sahibine aittir. Sahip olmayan bir kişi bu hakkı ancak iki yoldan birinden türetebilir; ya inhisari lisans sahibi olduğunu ispatlayarak doğrudan dava açar, ya da inhisari olmayan lisans alan sıfatıyla önce sahibi harekete geçmeye davet eder ve üç aylık bekleme süresini tamamlar. Davacı şirket, dosyada bu iki yoldan hiçbirini ispat edememiştir; ne inhisari lisans sözleşmesi sunulmuş, ne de marka sahibine yapılmış bir bildirim ve bunu izleyen bekleme süresi gösterilmiştir.


3. Şirket ile Yetkilisi Arasındaki Marka Sahipliği Ayrımı

Kararın dikkat çekici yanı, davacının bizzat ticari faaliyetinde kullandığı markanın, kendi tüzel kişiliği adına değil, şirket yetkilisi olan gerçek kişi adına tescilli olmasıdır. Uygulamada sıkça karşılaşılan bu durum, şirketin kuruluş aşamasında markanın kurucu ortak adına tescil ettirilip sonradan şirkete devredilmemesinden kaynaklanır. Marka hukukunda tüzel kişilik ile onu yöneten gerçek kişi ayrı hak öznesidir; şirketin markayı fiilen kullanıyor olması, marka sahipliğini şirkete geçirmez ve dava ehliyeti bakımından bir hak yaratmaz.

Bu noktada iki yol açıktır. Ya marka, sicilde tescilli sahibinden şirkete devredilir (SMK m. 148/1 ve 148/4 uyarınca yazılı ve noter onaylı devir sözleşmesiyle), ya da sahip ile şirket arasında yazılı bir inhisari lisans sözleşmesi kurulur ve mümkünse sicile tescil ettirilir. Aksi halde, şirketin markaya dayalı olarak açacağı her dava, aktif husumet yokluğu itirazıyla karşılaşma riski taşır.

Uygulamada: Marka, kurucu ortak veya yönetici adına tescilliyse ve şirket bu markayı fiilen kullanıyorsa, aradaki ilişkinin yazılı bir lisans sözleşmesiyle (tercihen inhisari nitelikte) belgelenmesi, yalnızca kullanım hakkının değil, tecavüz halinde dava açma hakkının da güvencesidir. Sözleşme yoksa, şirket üçüncü kişilerin tecavüzüne karşı kendi adına hukuki yola başvuramaz; markanın gerçek sahibinin dava açması veya şirkete önce dava açma yetkisi devretmesi beklenmelidir.


4. Patent Lisansı Bakımından Ortak Sonuç

SMK m. 158, sınai mülkiyet haklarına ilişkin ortak hükümler arasında yer aldığından, kararın gerekçesi patent lisansı için de aynen geçerlidir1. Bir buluşu fiilen kullanan ancak patentin sahibi olmayan bir işletme, aradaki ilişkiyi yazılı bir inhisari lisans sözleşmesiyle kanıtlayamadığı sürece, patent hakkına tecavüz iddiasıyla kendi adına dava açamaz. Patent lisansı sözleşmesinin kurulması, türleri ve sicile tescili hakkında ayrıntılı inceleme için Patent Lisansı Sözleşmesi: Hukuki Niteliği, Hükümsüzlüğün Sözleşmeye Etkisi ve Lisans Alanın Dava Hakkı makalesine bakılabilir.


5. Değerlendirme

Karar, SMK m. 158'in kademeli dava ehliyeti sistemini sıkı biçimde uygulayan bir örnek oluşturur. Sonuç, ilk bakışta katı görünebilir: davacı şirket markayı fiilen kullanmakta ve kendi ticari itibarına yönelen bir tecavüzden şikayetçi olmaktadır. Ancak kanun koyucunun tercihi açıktır; sınai mülkiyet hakkına dayalı dava açma yetkisi, hak sahipliğine veya bunun sözleşmeyle devredilmiş bir türevine (inhisari lisans) bağlıdır. Fiilî kullanım, tek başına bu yetkiyi doğurmaz.

Kararın pratik dersi, grup şirketleri ve aile şirketlerinde sık görülen bir yapısal sorunu işaret etmektedir: marka ve patent gibi sınai haklar, kurucu ortak adına tescil edilip şirkete hiç devredilmez veya lisanslanmazsa, şirketin bu haklara dayalı dava açma kapasitesi fiilen ortadan kalkar. Sınai mülkiyet varlıklarının kurumsal yapı içinde doğru hak sahibine bağlanması, yalnızca vergi ve muhasebe değil, dava stratejisi bakımından da önceden planlanması gereken bir konudur.

İlgili içerikler için bkz. Patent Lisansı Sözleşmesi, Marka Lisans Sözleşmesi, Marka Hukuku Rehberi ve Marka Hukuku.

Dipnotlar

  1. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu m. 158, sınai mülkiyet haklarına ilişkin ortak hükümler arasında (m. 148 vd. ile aynı sistematik başlık altında) düzenlenmiş olup patent, marka ve tasarım haklarına birlikte uygulanır; madde metni "sınai mülkiyet hakkına tecavüz" ifadesini kullanır, marka veya patente özgü bir sınırlama içermez. ↩

Sonraki dosya · Karar Analizi

Tanımlayıcı Kullanımın Markaya Yaklaştırılması Dürüst Kullanım Sayılmaz

Dosyayı aç →