Av. Zeki Demirci
Av. Zeki DemirciMakaleNº 102İnşaat ve Gayrimenkul Hukuku

Vekâlet Görevinin Kötüye Kullanılması ve Tapu İptali

Vekâlet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptali ve tescil: Kasıt unsuru, üçüncü kişinin iyiniyeti, el ve işbirliği, ispat, süre ve tazminat; güncel Yargıtay içtihadıyla.

Av. Zeki DemirciTapu İptali ve TescilPaylaş:XLinkedIn

Vekâlet Görevinin Kötüye Kullanılması ve Tapu İptali

İlgili çalışma alanı → İnşaat ve Gayrimenkul Hukuku: Tapu iptali ve tescil, taşınmaz devri ve vekâlet ilişkisinden doğan uyuşmazlıklar için çalışma alanı.

Vekâlet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptali, uygulamada en sık açılan taşınmaz davalarından biridir ve çoğu kez aile içinden çıkar. Yurt dışında yaşayan malik kardeşine, yaşlı anne oğluna, eş eşine "işleri yürütsün" diye satış yetkisi de içeren bir vekâletname verir; taşınmaz bir süre sonra vekilin eşine, kardeşine ya da çocuğuna düşük bedelle devredilmiş olarak karşısına çıkar. Vekâletname noterde usulüne uygun düzenlenmiş, satış tapuda resmî senetle yapılmıştır. Buna rağmen tapu iptal edilebilir; çünkü sorun işlemin şeklinde değil, vekilin iradesinde ve karşı tarafın bilgisindedir.

Bu makale, vekâlet görevinin kötüye kullanılmasının unsurlarını, vekille işlem yapan üçüncü kişinin konumunu, ispat düzenini, süre meselesini ve tapu iptali istenemediğinde devreye giren tazminat yolunu Yargıtay 1. Hukuk Dairesi ile Hukuk Genel Kurulunun güncel kararları üzerinden ele alır.

Vekâlet Sözleşmesi ve Sadakat Borcu

Vekâlet sözleşmesi 6098 sayılı Kanun md. 502 ile md. 514 arasında düzenlenir. Md. 502/1 uyarınca vekil, vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlenir. Sözleşmenin ayırt edici özelliği, tarafların karşılıklı güvenine dayanmasıdır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranma yükümlülüğünden doğar.1

Kanun bu yükümlülüğü md. 506/2'de açıkça ifade eder: "Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür." Sadakat borcu, vekilin vekil edenin çıkarlarını kendi çıkarının ya da üçüncü kişilerin çıkarının önünde tutmasını gerektirir. Özen borcu ise md. 506/3 uyarınca benzer alanda iş ve hizmet üstlenen basiretli bir vekilin göstereceği davranışı ölçüt alır.2

Vekâletnamenin "dilediği bedelle, dilediği kişiye satmaya" biçiminde geniş yetki içermesi bu borçları ortadan kaldırmaz. Yetkinin genişliği vekilin serbestliğini artırır; ancak serbestlik sadakat borcunun sınırları içinde kullanılır. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 20.05.2026 tarihli kararına konu olayda ilk derece mahkemesi bu ilkeyi şöyle ifade etmiş, Daire de kararı onamıştır: Vekilin taşınmazı dilediği kişiye dilediği bedelle satışa yetkili bulunması durumunda bile özen ve sadakat borcu devam eder; vekilin makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak taşınmazı satma yetkisi yoktur.3

Kötüye Kullanmanın Unsurları: Kasıt ve Zarar

Sadakat ya da özen borcunun her ihlali vekâlet görevinin kötüye kullanılması sayılmaz. Hukuk Genel Kurulu 28.05.2025 tarihli kararında bu ayrımı açık biçimde çizmiştir: Vekilin sadakat ve özellikle özen borcunu yerine getirmemesi mutlaka vekâlet görevinin kötüye kullanılması sonucunu doğurmaz. Kötüye kullanmadan söz edilebilmesi için zararlandırma kastının bulunması ve vekil edenin bu kasıtla hareket eden vekilin işlemlerinden zarar görmesi gerekir.4

Kurulun vurguladığı ikinci nokta, çıkar sağlamanın zorunlu unsur olmadığıdır. Vekil kendisine veya bir başkasına yarar sağlamak için hareket edebileceği gibi, hiç kimseyi faydalandırmayı düşünmeden sırf vekil edeni zararlandırmak amacıyla da işlem yapabilir. Belirleyici olan kasıt ve zarardır; vekilin ya da üçüncü kişinin zenginleşmesi kasıt karinesi olarak değerlendirilir, unsur olarak aranmaz.5

Uygulamada kasıt, doğrudan ispatı güç bir iç olgudur ve çoğu kez şu fiili karinelerden çıkarılır:

  • Tapudaki satış bedelinin gerçek değerin çok altında olması (bir kararda 292.500 TL değerindeki payın 4.000 TL'ye, bir diğerinde 142.500 TL değerindeki payın 8.000 TL'ye devri).6
  • Satış bedelinin vekil edene ödendiğinin ispatlanamaması.
  • Devralanın vekilin eşi, kardeşi, çocuğu ya da annesi olması.
  • Vekil eden ile vekil arasında satış öncesinde başlayan boşanma, ayrılık ya da miras kavgası gibi bir gerginliğin bulunması.
  • Vekâletnamenin kira, abonelik ve intikal gibi sınırlı bir amaçla verilmiş olmasına rağmen satış yetkisinin kullanılması.

Önemli: Vekâletnamenin noterde usulüne uygun düzenlenmiş olması ve satış yetkisi içermesi davayı tek başına düşürmez. Yargıtay, "geçerli vekâletname" savunmasını yetkinin varlığı bakımından kabul eder; ancak yetkinin sadakat borcuna aykırı kullanılıp kullanılmadığını ayrıca inceler. Şekil geçerli, irade sakat olabilir.

Üçüncü Kişinin İyiniyeti: İç Sorun mu, Tapu İptali mi

Vekâlet görevi kötüye kullanılmış olsa bile, tapu iptali her zaman mümkün değildir. Sonucu belirleyen, vekille sözleşme yapan üçüncü kişinin 4721 sayılı Kanun md. 3 anlamında iyiniyetli olup olmadığıdır. Hukuk Genel Kurulunun ifadesiyle, işlem yapan üçüncü kişi vekilin görevini kötüye kullandığını bilmiyor ve kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Bu hâlde kötüye kullanma, vekil ile vekil eden arasında bir iç sorun olarak kalır; üçüncü kişinin kazandığı haklara etki etmez.7

Üçüncü kişi ise vekil ile çıkar ve işbirliği içindeyse ya da kötüye kullanmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, vekil eden sözleşmeyle bağlı sayılmaz. Kurul bu sonucu 4721 sayılı Kanun md. 2'deki dürüstlük kuralının doğal sonucu olarak nitelendirir ve hükmün buyurucu niteliği nedeniyle hâkim tarafından kendiliğinden gözetilmesi gerektiğini belirtir.8

Doktrinde bu yapı, temsil yetkisinin kötüye kullanılmasının üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilirliği başlığı altında ele alınır. Temsilci yetkisi içinde kalmakla birlikte temsil olunanın çıkarlarına aykırı davranıyorsa, işlem kural olarak temsil olunanı bağlar; ancak üçüncü kişi bu durumu biliyor veya bilebilecek durumdaysa hakkın kötüye kullanılması söz konusu olur ve temsil olunan işlemle bağlı tutulamaz.9

Bilmesi Gereken Kişi Ölçütü

"Bilmesi gerekme" ölçütü, davaların çoğunda sonucu belirleyen noktadır. Yargıtay, devralan ile vekil arasındaki yakınlığı bu değerlendirmede ağırlıklı olarak kullanır. 20.05.2026 tarihli bir kararda vekilin eşine yapılan devir bakımından, devralanın vekil ile vekil eden arasındaki ilişkiyi bilebilecek durumda olduğu ve iyiniyetli sayılamayacağı sonucuna ulaşan yerel mahkeme kararı onanmıştır.3 Bir başka kararda, taşınmazı devralan kişinin kayıt malikinin yengesi olduğunu bilmesi ve ağabeyi ile yengesi arasındaki boşanma sürecinden habersiz olmasının hayatın olağan akışına aykırı düşmesi, iyiniyeti dışlayan olgular olarak değerlendirilmiştir.10

Yakınlık tek başına kesin karine değildir; ancak düşük bedel ve bedelin ödenmemiş olmasıyla birleştiğinde, üçüncü kişinin "vekil ile el ve işbirliği içinde olduğu" kabulüne yeter sayılır.

İkinci El Devirler ve Tapu Siciline Güven

Uyuşmazlık, vekilin devrettiği taşınmazın ilk devralan tarafından bir başkasına satılmasıyla ağırlaşır. Bu noktada 4721 sayılı Kanun md. 1023 devreye girer: Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur. Md. 1024 ise yolsuz tescili bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişinin bu tescile dayanamayacağını belirtir.11

Yargıtayın 20.05.2026 tarihli kararına konu olayda vekil, taşınmazı önce eşine 4.000 TL bedelle devretmiş; eş de vekil edenin ölümünden on ay sonra taşınmazı bir üçüncü kişiye satmıştır. Mahkeme, son malik ile vekil ve eşi arasında tanışıklık ve işbirliği ispatlanamadığından son maliki iyiniyetli saymış, tapu iptali istemini reddetmiş; ancak vekil ile eşi bakımından vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını kabul ederek taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri üzerinden tazminata hükmetmiştir. Daire kararı onamıştır.3

Bu yapı, davanın kurgusu bakımından iki sonuç doğurur. Birincisi, her el için ayrı iyiniyet değerlendirmesi yapılır; ilk elin kötüniyeti sonraki ele kendiliğinden sirayet etmez. İkincisi, dava dilekçesinde tapu iptali ile tescilin yanında "olmadığı takdirde tazminat" isteminin terditli olarak yer alması zorunludur. Aksi hâlde iyiniyetli son malik karşısında dava tümüyle reddedilir ve vekil ile kötüniyetli ilk elin sorumluluğu ayrı bir davaya kalır.

Uygulamada: Terditli talep, bu dava türünün olmazsa olmazıdır. Tapu iptali ve tescil asıl talep, taşınmazın dava tarihindeki değeri üzerinden tazminat ise ikincil talep olarak yazılır. Tazminatın vekil ve kötüniyetli devralanlardan müteselsilen istenmesi, ilk elin ödeme gücü zayıfsa alacağın tahsil edilebilirliğini artırır.

İspat Yükü ve Delil Düzeni

Vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını ileri süren vekil eden, 4721 sayılı Kanun md. 6 ve 6100 sayılı Kanun md. 190/1 uyarınca iddiasını ispatla yükümlüdür. Kötüye kullanma bir hukuki işlem değil, sadakat borcuna aykırı bir fiil olduğundan senetle ispat kuralı uygulanmaz; tanık dahil her türlü delille kanıtlanabilir.12

Yargıtay, bu davalarda belirli araştırmaları zorunlu tutar. Hukuk Genel Kurulunun aktardığı 1. Hukuk Dairesi bozma kararında, taşınmaz başında keşif yapılarak temlik tarihindeki rayiç bedelin tespit edilmesi, davalı savunması ile tanık beyanları arasındaki çelişkinin giderilmesi ve vekilin iradesinin bu olgular ışığında saptanması gerektiği belirtilmiştir.13 Rayiç bedel tespiti yapılmadan verilen kararlar eksik inceleme sayılır.

Savunma tarafının delilleri de aynı ciddiyetle toplanır. 1. Hukuk Dairesi 21.05.2026 tarihli kararında, davalının süresinde bildirdiği tanıklar dinlenmeden davanın kabul edilmesini 6100 sayılı Kanun md. 27'deki hukuki dinlenilme hakkına aykırı bulmuş ve kararı bozmuştur. Vekilin eşine yapılan devirde bile, davalının satış bedelinin ödendiğine ilişkin tanık delili dinlenmeden sonuca gidilemez.14

Husumet ve Taraf Teşkili

Dava, tapu kaydının iptali istendiğinden kayıt malikine yöneltilir. Vekilin davalı gösterilmesi tapu iptali talebi bakımından zorunlu değildir; ancak tazminat talebi vekile de yöneltilecekse vekilin davada taraf olması gerekir. 21.05.2026 tarihli kararda ilk derece mahkemesi, vekile husumet yöneltilmediğini gerekçe göstererek vekil bakımından karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir.14 Vekilin baştan davalı gösterilmesi, hem tazminat talebini güvenceye alır hem de vekilin hesap verme yükümlülüğünün yargılama içinde denetlenmesini sağlar.

Süre: Zamanaşımı Yok, Dürüstlük Kuralı Var

Vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuki sebebine dayanan tapu iptali ve tescil davası hiçbir süreye bağlı değildir. Hukuk Genel Kurulu bu ilkeyi açıkça yinelemiştir: Vekil eden, sözleşmenin feshini ve tapunun iptalini her zaman isteyebilir.15 Bu yönüyle dava, bir yıllık hak düşürücü süreye tabi olan hile ve korkutma davalarından ve on yıllık zamanaşımına bağlı inançlı işlem davalarından ayrılır.

Ancak sürenin bulunmaması, gecikmenin sonuçsuz kalacağı anlamına gelmez. Hukuk Genel Kurulunun 28.05.2025 tarihli kararına konu olayda vekil eden, devirden on altı yıl sonra dava açmıştır. Kurul, bu süre boyunca hiçbir hak talebinde bulunulmamasını, vekâletin taşınmazı kullanan kardeşe devir amacıyla iradi olarak verildiğinin göstergesi saymış ve 4721 sayılı Kanun md. 2 uyarınca herkesin haklarını kullanırken dürüstlük kuralına uymak zorunda olduğunu belirterek davanın reddi gerektiği sonucuna varmıştır.16 Kararda uzun süre, bir zamanaşımı savunması olarak değil, işlemin iradi olduğuna ve vekilin işlemine örtülü onay verildiğine ilişkin bir delil olarak değerlendirilmiştir.

Bu yaklaşımın pratik sonucu şudur: Vekil eden, devri öğrendiği anda vekile ihtarname göndermeli, hesap istemeli ve makul sürede dava açmalıdır. Öğrenmeden sonra yıllarca susmak, kötüye kullanma iddiasını fiilen çürütür.

Tazminatın Kapsamı

Tapu iptali mümkün olmadığında ya da davacı davasını ıslahla bedele dönüştürdüğünde tazminat, taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri üzerinden hesaplanır. 20.05.2026 tarihli kararda mahkeme, ıslah edilen 551.539,50 TL tutarındaki dava tarihi rayiç değerini esas almıştır.3 Temlik tarihindeki değer ya da tapudaki satış bedeli ölçüt değildir; vekil edenin uğradığı zarar, taşınmazın elinden çıktığı andaki değil, iadenin imkânsızlaştığı andaki değerle ölçülür.

Tazminat sorumluluğu vekil bakımından sözleşmeye aykırılıktan, kötüniyetli devralan bakımından haksız fiilden doğar; her iki sorumluluk müteselsildir. Vekilin vekil edene karşı hesap verme borcu 6098 sayılı Kanun md. 508'den doğar; satış bedelini aldığını ileri süren vekil, bu bedeli vekil edene ödediğini ispatlamak zorundadır.17

Vekil Edenin Kendi Kusuru

Kötüye kullanma iddiası her zaman kabul görmez. Vekil edenin devri bildiği, rıza gösterdiği ya da vekâletnameyi doğrudan bu devir için verdiği anlaşılırsa dava reddedilir. Hukuk Genel Kurulunun 28.05.2025 tarihli kararında, vekâletnamelerin taşınmazda oturan kardeşe devir amacıyla verildiği ve davacıların kandırılarak zararlandırıldıklarına ilişkin somut bir neden ileri süremedikleri tespit edilmiştir.16

Vekil eden, vekâletnameyi gerçekte bir başkasına verdiğini sandığını ya da içeriğini bilmediğini ileri sürebilir; ancak noterde düzenleme şeklinde yapılan vekâletnamenin okunup imzalandığı karinesi karşısında bu savunmanın ispatı güçtür. Okuma yazma bilmeyen, görme ya da işitme engeli bulunan vekil edenler bakımından 1512 sayılı Noterlik Kanunu md. 73 ve md. 75 uyarınca tanık ve okuma zorunluluğu bulunduğundan, bu usule uyulmaması işlemin geçerliliğini ayrıca tartışmaya açar.

Stratejik Not

Vekil eden bakımından en etkili önlem, vekâletnamenin kapsamını amaca göre sınırlamaktır. Kira tahsili, abonelik ve intikal işlemleri için satış yetkisi verilmez; satış gerekliyse taşınmaz, asgari bedel ve alıcı vekâletnamede belirtilir. Vekâletname süreye bağlanır ve iş bitince azil, tapu müdürlüğüne yazılı olarak bildirilir. Bu önlemler kötüye kullanmayı önlemez; ancak üçüncü kişinin "bilmesi gereken" konumunu tapu kayıtları üzerinden görünür hâle getirir.

Davacı vekili bakımından ise dava üç ayak üzerine kurulur: Rayiç bedel ile satış bedeli arasındaki fark, bedelin ödenmediğinin ispatı ve devralan ile vekil arasındaki yakınlık. Bu üç olgu birlikte ortaya konduğunda Yargıtay, üçüncü kişinin el ve işbirliği içinde olduğu sonucuna istikrarlı biçimde ulaşmaktadır. Taşınmaz elden çıkmışsa dava değeri dava tarihindeki rayiç değere göre belirlenir; 6100 sayılı Kanun md. 107 anlamında belirsiz alacak davası açılamayacağı ve kısmi dava yolunun izleneceği tapu iptali ve tescilde belirsiz alacak değil kısmi dava kararında açıklanmıştır.

Davalı vekili bakımından savunmanın merkezinde bedelin ödendiğinin belgelenmesi, vekil edenin devri bildiğini gösteren yazışma ve tanık delili ile vekil edenin uzun süre sessiz kalması yer alır. Hukuk Genel Kurulu kararı, sessizliğin bir delil olarak değerlendirilebileceğini göstermiştir.

Sonuç

Vekâlet görevinin kötüye kullanılması, geçerli bir yetkiye dayanan ancak sadakat borcuna aykırı düşen işlemleri hedef alır. Tapu iptali için üç koşul aranır: Vekilin zararlandırma kastı, vekil edenin zararı ve vekille işlem yapan üçüncü kişinin bu durumu bilmesi ya da bilmesi gerekmesi. Üçüncü kişi iyiniyetliyse tapu korunur, uyuşmazlık vekil ile vekil eden arasında tazminat davasına dönüşür. Dava süreye bağlı değildir; ancak uzun süre sessiz kalmak dürüstlük kuralı üzerinden davanın reddine yol açabilir.

Uygulama, vekâletname düzenlenirken yetkinin sınırlanması, devir öğrenilir öğrenilmez ihtar ve hesap talebi, dava dilekçesinde terditli tazminat istemi ve rayiç bedel tespitine dayanan bir delil planı gerektirir. Tapu iptali davalarının ispat düzeni ve iyiniyet değerlendirmesi için tapu devrinde iyiniyet hangi anda aranır sorusu ile hile nedeniyle tapu iptalinde hukuki nitelendirme kararı, konunun bütünleyici parçalarıdır. Somut olayda vekâletnamenin kapsamı, devir zinciri ve her elin iyiniyet durumu birlikte değerlendirilmelidir; bu değerlendirme için profesyonel hukuki destek yerinde olur.


İlgili içerikler için bkz. Vekâlet Görevinin Kötüye Kullanılmasında Kasıt ve Üçüncü Kişinin İyiniyeti, Vekâletle Satılan Taşınmaz Geri Alınabilir mi?, İnançlı İşlem, Muvazaa ve Tapu İptali ve İnşaat ve Gayrimenkul Hukuku.

Dipnotlar

  1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, RG 04.02.2011/27836, md. 502-514. Vekâlet sözleşmesinin güven esasına dayanan yapısı ve vekilin vekil edenin yararına hareket yükümlülüğü Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin yerleşik "ilgili hukuk" gerekçesinde tekrarlanır; bkz. Yargıtay 1. HD, 23.06.2022, E. 2022/4662, K. 2022/5115. Doktrin için bkz. Haluk Tandoğan, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, C. II (Vedat Kitapçılık); Fikret Eren, Borçlar Hukuku Özel Hükümler (Yetkin Yayınları).

  2. 6098 sayılı Kanun md. 506/2 ve md. 506/3. Sadakat ve özen borcunun içeriği için bkz. Cevdet Yavuz / Faruk Acar / Burak Özen, Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler (Beta Yayınları); Aydın Zevkliler / K. Emre Gökyayla, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri (Turhan Kitabevi).

  3. Yargıtay 1. HD, 20.05.2026, E. 2026/454, K. 2026/4238. Muristen alınan vekâletle taşınmazın vekilin eşine 4.000 TL bedelle, eş tarafından da murisin ölümünden sonra üçüncü kişiye devri; son malik iyiniyetli sayılarak tapu iptali reddedilmiş, vekil ve eşi bakımından dava tarihindeki rayiç değer üzerinden tazminata hükmedilmiştir. 2 3 4

  4. Yargıtay HGK, 28.05.2025, E. 2023/493, K. 2025/356, § 19. Kararın ayrıntılı incelemesi için bkz. Vekâlet Görevinin Kötüye Kullanılmasında Kasıt ve Üçüncü Kişinin İyiniyeti.

  5. Yargıtay HGK, 28.05.2025, E. 2023/493, K. 2025/356, § 19: "Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasında en önemli unsur kasıt iken, vekilin mutlaka kendisine veya bir başkasına çıkar sağlaması gerekmez."

  6. Yargıtay 1. HD, 20.05.2026, E. 2026/454, K. 2026/4238 (292.500 TL değerindeki pay, 4.000 TL); Yargıtay 1. HD, 18.05.2026, E. 2026/14, K. 2026/4146 (142.500 TL değerindeki pay, 8.000 TL). İkinci kararda su ve elektrik bağlantısı için verilen vekâletnameyle kardeşe yapılan devir, bedelin ödenmemesi ve kardeşlik ilişkisi birlikte değerlendirilerek davanın kabulü onanmıştır.

  7. Yargıtay HGK, 28.05.2025, E. 2023/493, K. 2025/356, § 20.

  8. Yargıtay HGK, 28.05.2025, E. 2023/493, K. 2025/356, § 21; aynı yönde Yargıtay HGK, 07.12.2011, E. 2011/14-609, K. 2011/744 ve Yargıtay HGK, 18.02.2021, E. 2017/1-1243, K. 2021/113 (28.05.2025 tarihli kararda atıfla).

  9. Temsil yetkisinin kötüye kullanılması ve üçüncü kişinin bilgisinin işlemin bağlayıcılığına etkisi için bkz. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler (Yetkin Yayınları); M. Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. I (Vedat Kitapçılık).

  10. Yargıtay 1. HD, 20.05.2026, E. 2026/618, K. 2026/4241. Yurt dışında yaşayan malikin eşine verdiği vekâletnameyle işyerinin boşanma sürecinde eşin kardeşine 28.000 TL bedelle devri; devralanın iyiniyetli sayılamayacağı gerekçesiyle tapu iptali ve tescile hükmeden karar onanmıştır.

  11. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, RG 08.12.2001/24607, md. 1023 ve md. 1024. Tapu siciline güven ilkesinin kapsamı ve iyiniyetin aranacağı an için bkz. M. Kemal Oğuzman / Özer Seliçi / Saibe Oktay-Özdemir, Eşya Hukuku (Filiz Kitabevi).

  12. 4721 sayılı Kanun md. 6; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, RG 04.02.2011/27836, md. 190/1. İspat yükünün davacıda olduğu Yargıtay HGK, 28.05.2025, E. 2023/493, K. 2025/356, § 46'da açıkça belirtilmiştir.

  13. Yargıtay 1. HD, 30.09.2019, E. 2016/12451, K. 2019/4874 (Yargıtay HGK, 28.05.2025, E. 2023/493, K. 2025/356, § 8'de aktarılan bozma gerekçesi).

  14. Yargıtay 1. HD, 21.05.2026, E. 2025/6792, K. 2026/4387. Okuma yazma bilmeyen ve görme engelli vekil edenin payının vekil tarafından eşine 43.333,33 TL bedelle devri (rayiç 230.000 TL); Bölge Adliye Mahkemesinin kabul kararı, davalı tanıkları dinlenmeden hüküm kurulduğu gerekçesiyle 6100 sayılı Kanun md. 27 uyarınca bozulmuştur. 2

  15. Yargıtay HGK, 28.05.2025, E. 2023/493, K. 2025/356, § 23: "Vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuki sebebine dayanılarak açılan tapu iptal ve tescil davaları hiçbir süreye bağlı değildir."

  16. Yargıtay HGK, 28.05.2025, E. 2023/493, K. 2025/356, § 13 ve § 46. Kurul, 1. Hukuk Dairesinin karar düzeltme aşamasındaki bozma gerekçesini değiştirerek benimsemiş; direnme kararını oy çokluğuyla bozmuştur. 2

  17. 6098 sayılı Kanun md. 508. Vekilin hesap verme ve aldıklarını iade borcu için bkz. Haluk Tandoğan, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, C. II (Vedat Kitapçılık); Cevdet Yavuz / Faruk Acar / Burak Özen, Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler (Beta Yayınları).

Sonraki dosya · Makale

Apartman ve Site Yönetimlerinde Kişisel Verilerin Korunması

Dosyayı aç →