Av. Zeki Demirci
Zeki DemirciKarar AnaliziE. 2023/493 · K. 2025/356İnşaat ve Gayrimenkul Hukuku28.05.2025

Vekâlet Görevinin Kötüye Kullanılmasında Kasıt ve Üçüncü Kişinin İyiniyeti

Yargıtay HGK 28.05.2025 kararı: Vekâlet görevinin kötüye kullanılması için kasıt aranır, dava süreye bağlı değildir; ancak on altı yıl sessiz kalmak dürüstlük kuralına takılır.

Av. Zeki DemirciPaylaş:XLinkedIn
Mahkeme
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2023/493
Karar No
2025/356
Karar Tarihi
28.05.2025
Kararın Özü

Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasından söz edilebilmesi için vekilin zararlandırma kastı ve vekil edenin zararı aranır; sadakat ve özen borcunun her ihlali kötüye kullanma sayılmaz. Bu sebebe dayanan tapu iptali davası süreye bağlı değildir; ancak devirden on altı yıl sonra dava açılması, vekâletin devir amacıyla iradi olarak verildiğinin göstergesi sayılır ve 4721 sayılı Kanun md. 2 uyarınca dava reddedilir.

Karar MetniVekilin sadakat ve özellikle özen borcunu yerine getirmemesi mutlaka vekâlet görevinin kötüye kullanılması sonucunu doğurmaz. Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasından söz edilebilmesi için zararlandırma kastının bulunması, vekil edenin zararlandırma kastıyla hareket eden vekilin eylem ve işlemlerinden zarar görmesi gerekir. Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasında en önemli unsur kasıt iken, vekilin mutlaka kendisine veya bir başkasına çıkar sağlaması gerekmez. ... İşlem yapan üçüncü kişi vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşmenin geçerli olduğu ve vekâlet vereni bağladığı kabul edilmektedir. ... Vekâlet görevi kötüye kullanılmış ve vekille sözleşme yapan kişi vekil ile el ve işbirliği içerisinde ise veya en azından vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını biliyor yahut bilmesi gerekiyorsa vekil eden, sözleşmenin feshini, bu sözleşmeye göre tapuda intikal yapılmışsa tapunun iptalini her zaman isteyebilir. Zira, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuki sebebine dayanılarak açılan tapu iptal ve tescil davaları hiçbir süreye bağlı değildir.

Vekâlet Görevinin Kötüye Kullanılmasında Kasıt ve Üçüncü Kişinin İyiniyeti

İlgili çalışma alanı → İnşaat ve Gayrimenkul Hukuku: Tapu iptali ve tescil, vekâlet ilişkisinden doğan taşınmaz uyuşmazlıkları için çalışma alanı.

Vekâlet görevinin kötüye kullanılması davalarında süre yoktur; bu ilke onlarca yıldır tekrarlanır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.05.2025 tarihli, E. 2023/493, K. 2025/356 sayılı kararı ilkeyi korurken sınırını da çizer: Devirden on altı yıl sonra açılan dava, süreye değil, dürüstlük kuralına takılır. Karar ayrıca kötüye kullanmanın kasıt unsurunu ve vekille işlem yapan üçüncü kişinin iyiniyetinin sonuca etkisini sistematik biçimde ortaya koyar.

Uyuşmazlığın Konusu

Davacılar, babalarından kalan taşınmazın intikal işlemleri için dayılarına vekâlet vermişlerdir. Vekil, 1997 yılında düzenlenen tek bir resmî senetle davacıların paylarını kardeşleri olan davalıya; bir davacının payını ise anneye devretmiş, anne de aynı gün ardışık işlemle payını davalıya temlik etmiştir. Davalı taşınmazda oturmaya devam etmiş; anne 2011 yılında ölmüş; davacılar 2013 yılında, devirden on altı yıl sonra, vekâlet görevinin kötüye kullanılması ve muris muvazaası hukuki sebeplerine dayanarak tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat istemişlerdir.

Dosya, olağandışı uzun bir yargılama sürecinden geçmiştir. İlk derece mahkemesi davayı reddetmiş; Yargıtay 1. Hukuk Dairesi rayiç bedel tespiti ve tanık çelişkilerinin giderilmesi için kararı bozmuş; mahkeme bozmaya uyarak davayı kabul etmiş; Daire kararı düzelterek onamış; karar düzeltme aşamasında ise görüş değiştirerek on altı yıllık sessizliği gerekçe göstermiş ve kararı bozmuştur. Mahkeme direnmiş; uyuşmazlık Hukuk Genel Kuruluna gelmiştir.

Kararın Gerekçesi

Kurul önce vekâlet sözleşmesinin yapısını ortaya koymuştur. 6098 sayılı Kanun md. 506/2 uyarınca vekil, üstlendiği işi vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle yürütür; bu borç, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcudur.1 Kötüye kullanmanın unsurlarını ise şu ifadelerle belirlemiştir:

Vekilin sadakat ve özellikle özen borcunu yerine getirmemesi mutlaka vekâlet görevinin kötüye kullanılması sonucunu doğurmaz. Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasından söz edilebilmesi için zararlandırma kastının bulunması, vekil edenin zararlandırma kastıyla hareket eden vekilin eylem ve işlemlerinden zarar görmesi gerekir. Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasında en önemli unsur kasıt iken, vekilin mutlaka kendisine veya bir başkasına çıkar sağlaması gerekmez.

Üçüncü kişinin konumu bakımından Kurul, 4721 sayılı Kanun md. 3 anlamında iyiniyet ölçütünü esas almıştır:

İşlem yapan üçüncü kişi vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşmenin geçerli olduğu ve vekâlet vereni bağladığı kabul edilmektedir. Vekil, vekâlet görevini kötüye kullansa dâhi bu husus vekil ile vekâlet veren arasında bir iç sorun olarak kalmakta, vekil ile sözleşme yapan üçüncü kişinin kazandığı haklara etki etmemektedir.

Üçüncü kişi vekil ile el ve işbirliği içindeyse ya da kötüye kullanmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa sonuç değişir. Kurul bu hâlde vekil edenin sözleşmeyle bağlı sayılmamasını 4721 sayılı Kanun md. 2'deki dürüstlük kuralının doğal sonucu olarak nitelemiş, hükmün buyurucu niteliği nedeniyle hâkim tarafından kendiliğinden gözetilmesi gerektiğini belirtmiştir. Süre bakımından ise açıktır: Vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuki sebebine dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davaları hiçbir süreye bağlı değildir.

Somut olayda Kurul, tanık beyanlarından taşınmazın davalının parasıyla alınıp tapunun muris adına oluşturulduğunu, davalı ve annesinin taşınmazda oturduğunu, vekâletlerin taşınmazı kullanan davalıya intikal amacıyla iradi olarak verildiğini ve davacıların kandırılarak zararlandırıldıklarına ilişkin somut bir neden ileri süremediklerini tespit etmiştir. Muris muvazaası iddiası bakımından da bütün işlemlerin aynı anda ve aynı amaçla yapıldığı gözetilerek murisin mal kaçırma kastının bulunmadığı sonucuna ulaşılmış; direnme kararı değişik gerekçeyle ve oy çokluğuyla bozulmuştur.

Sürenin Bulunmaması ile Dürüstlük Kuralı Arasındaki Fark

Kararın en dikkat çeken yönü, süresiz dava hakkı ile uzun süre sessiz kalmanın sonuçları arasında kurduğu ilişkidir. Kurul, zamanaşımı ya da hak düşürücü süre uygulamamıştır; bu yönüyle yerleşik içtihattan ayrılmamıştır. Ancak 1. Hukuk Dairesinin karar düzeltme aşamasındaki gerekçesini benimseyerek, on altı yıllık sessizliği iki biçimde değerlendirmiştir. Birincisi, sessizlik bir delildir: Devri bilen ve hak talep etmeyen vekil edenin, vekâleti bu devir için verdiği kabul edilir. İkincisi, sessizlik dürüstlük kuralı bakımından bir ölçüttür: 4721 sayılı Kanun md. 2 uyarınca herkes haklarını kullanırken dürüstlük kuralına uymak zorundadır.

Karardaki azınlık görüşü bu noktayı açıkça tartışmıştır. Görüşe göre süre uygulanamaz; ancak iradeye aykırı davranışın öğrenilmesine rağmen uzun süre dava açılmaması, işlemin iradi olduğu yönünde delil niteliğindedir ve bozma bu gerekçeyle sınırlı kalmalıdır. Çoğunluk, sonuç bakımından aynı yere varmakla birlikte gerekçeyi delil değerlendirmesiyle sınırlamamış, dürüstlük kuralını da gerekçeye eklemiştir.

Bu ayrım uygulamada önem taşır. Delil yaklaşımında davacı, sessizliğin makul bir açıklamasını (yurt dışında yaşama, devri geç öğrenme, vekile güven) ortaya koyarak karineyi çürütebilir. Dürüstlük kuralı yaklaşımında ise hâkim, davacının açıklaması makul olsa bile, aradan geçen süre ve davalının taşınmaza yaptığı yatırım gibi olguları gözeterek hakkın kötüye kullanıldığı sonucuna ulaşabilir. Kararın bu ikinci yolu açması, süresiz dava hakkının fiilen daraldığı anlamına gelir.

Önemli: Kurul, vekâlet görevinin kötüye kullanılması davasında hak düşürücü süre ya da zamanaşımı bulunmadığını açıkça teyit etmiştir. Ancak devri öğrendikten sonra yıllarca hak talep etmeyen vekil edenin sessizliği, vekâletin devir amacıyla verildiğine ilişkin bir karine olarak değerlendirilir ve dürüstlük kuralı üzerinden davanın reddine yol açabilir. Süre yokluğu, gecikmenin sonuçsuz olduğu anlamına gelmez.

Kasıt Unsurunun İşlevi

Kararın ikinci katkısı, kötüye kullanmayı sadakat borcunun ihlalinden ayırmasıdır. Vekil, taşınmazı düşük bedelle satmışsa özen borcunu ihlal etmiş olabilir; ancak bu, kendiliğinden kötüye kullanma sayılmaz. Kötüye kullanma, vekilin vekil edeni zararlandırma kastıyla hareket etmesini gerektirir. Kastın ispatı ise rayiç bedel ile satış bedeli arasındaki fark, bedelin ödenmemesi ve devralanla yakınlık gibi fiili karinelerden yapılır.

Bu ayrım, davalı bakımından bir savunma alanı açar. Vekilin yetkisini kullanırken hata yaptığı ya da piyasa koşullarını yanlış değerlendirdiği ileri sürülebilir; bu hâlde vekil edenin hakkı tapu iptali değil, 6098 sayılı Kanun md. 506 uyarınca özen borcuna aykırılıktan vekile karşı tazminattır.2 Davacı bakımından ise dava dilekçesinde kastı gösteren olguların somut biçimde anlatılması gerekir; soyut "düşük bedelle satıldı" iddiası tek başına yeterli olmaz.

Muris Muvazaası ile Birlikte İleri Sürülmesi

Karar, vekâlet görevinin kötüye kullanılması ile muris muvazaasının aynı davada birlikte ileri sürüldüğü tipik bir yapıyı gösterir. Vekil aracılığıyla yapılan devirler kötüye kullanma, mirasbırakanın kendi payını devri ise muris muvazaası ekseninde incelenir. Kurul her iki sebep bakımından da ispat yükünün davacıda olduğunu ve her iki dava türünde kural olarak süre bulunmadığını belirtmiştir. Ancak muris muvazaasında mal kaçırma kastı, kötüye kullanmada ise zararlandırma kastı aranır; bir sebebin ispatı diğerini kendiliğinden kanıtlamaz. Muris muvazaasının ispat düzeni için muris muvazaasında ispat nasıl yapılır sorusu incelenebilir.

Uygulamada

Vekil eden bakımından karar, devrin öğrenilmesinden itibaren hızlı hareket etmeyi zorunlu kılar. Vekile ihtarname gönderilmesi, 6098 sayılı Kanun md. 508 uyarınca hesap istenmesi ve makul sürede dava açılması, sessizlik karinesinin oluşmasını önler. Yurt dışında yaşayan ya da devri geç öğrenen vekil eden, öğrenme tarihini belgelemelidir; tapu kaydı örneği alınma tarihi, e-Devlet sorgusu ya da ihtarname bu bakımdan işlev görür.

Davalı bakımından karar, savunmanın yalnızca iyiniyete dayanmadığını gösterir. Devrin vekil edenin bilgisi dahilinde yapıldığı, taşınmazın uzun süredir davalının kullanımında olduğu ve davacının yıllarca hak talep etmediği olguları, kötüye kullanma iddiasını çürütmede birlikte kullanılır. Bu olguların tanık ve yazılı delille ortaya konması gerekir.

Mahkeme bakımından ise karar, rayiç bedel tespiti ve tanık çelişkilerinin giderilmesi zorunluluğunu bir kez daha teyit etmiştir; Kurulun aktardığı ilk bozma kararı bu araştırmalar yapılmadan verilen hükmü eksik inceleme saymıştır. Konunun genel çerçevesi için vekâlet görevinin kötüye kullanılması ve tapu iptali makalesi ile vekâletle satılan taşınmaz geri alınabilir mi sorusu birlikte okunmalıdır.


İlgili içerikler için bkz. Vekâlet Görevinin Kötüye Kullanılması ve Tapu İptali, Muris Muvazaası ile Tapu İptali Rehberi ve İnşaat ve Gayrimenkul Hukuku.

Dipnotlar

  1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, RG 04.02.2011/27836, md. 502 ve md. 506. Yargıtay HGK, 28.05.2025, E. 2023/493, K. 2025/356, § 17-18. Vekilin sadakat borcunun içeriği için bkz. Haluk Tandoğan, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, C. II (Vedat Kitapçılık); Cevdet Yavuz / Faruk Acar / Burak Özen, Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler (Beta Yayınları).

  2. Yargıtay HGK, 28.05.2025, E. 2023/493, K. 2025/356, § 19-23. Aynı ilkeler için Yargıtay HGK, 07.12.2011, E. 2011/14-609, K. 2011/744 ve Yargıtay HGK, 18.02.2021, E. 2017/1-1243, K. 2021/113 (28.05.2025 tarihli kararda atıfla). Kararın 1. Hukuk Dairesi uygulamasındaki karşılığı için bkz. Yargıtay 1. HD, 20.05.2026, E. 2026/454, K. 2026/4238.

Sonraki dosya · Karar Analizi

Aidat Borcunun Ev Sahibine Bildirilmesi: KVKK Kurul Kararı

Dosyayı aç →