Av. Zeki Demirci
Av. Zeki DemirciMakaleNº 096Marka Hukuku

Marka Hakkına Tecavüz Suçu ve Cezai Koruma

6769 sayılı Kanun m. 30 kapsamında marka suçlarının unsurları, şikâyet ve vekâletname sorunu, uzlaştırma zorunluluğu, etkin pişmanlık ve müsadere rejimi.

Av. Zeki DemirciMarka İhlali ve YaptırımlarPaylaş:XLinkedIn

Marka Hakkına Tecavüz Suçu ve Cezai Koruma

İlgili hizmet sayfası → Marka Avukatı — Marka tescili, ihlal davaları ve uyuşmazlıklar için hizmet sayfası.

Marka hakkının korunmasında hukuk davası ile ceza davası iki ayrı mecradır ve aynı olgudan doğsalar bile aynı kurallara tabi değildir. Tecavüzün önlenmesi davasında tescil sahibi haklı çıkabilirken, aynı fiile ilişkin ceza dosyası şikâyet ehliyetindeki bir eksiklik yüzünden düşebilir. Uygulamada marka sahiplerinin en çok hak kaybettiği yer de burasıdır: Ceza dosyası, marka hukukunun değil ceza muhakemesinin usul kurallarıyla yürür.

Bu çalışma, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun cezai koruma rejimini suç tipleri, şikâyet, uzlaştırma, etkin pişmanlık ve müsadere ekseninde inceler; 2024-2025 döneminde Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin verdiği kararlarla uygulamanın hangi noktaya geldiğini gösterir. Marka hakkının bütünsel çerçevesi için Marka Hukuku Rehberi, hukuk davası boyutu için Marka İhlali ve Tecavüz Davaları Rehberi birlikte okunmalıdır.

Cezai Korumanın Kaynağı ve Sınırı

Sınai mülkiyet haklarının tamamı ceza normuyla korunmaz. 6769 sayılı Kanun yalnızca marka bakımından suç tipi öngörür; patent, faydalı model, tasarım ve coğrafi işaret ihlalleri için özel bir ceza hükmü getirilmemiştir. Bu tercih, kanun koyucunun cezai korumayı taklitçilikle mücadelenin en yoğun yaşandığı alanla sınırlama iradesinin sonucudur.1

Suç tipleri 6769 sayılı Kanun m. 30'da üç fıkra hâlinde düzenlenmiştir.

Birinci fıkra çekirdek suçu tanımlar: Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal üreten veya hizmet sunan, satışa arz eden veya satan, ithal ya da ihraç eden, ticari amaçla satın alan, bulunduran, nakleden veya depolayan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Fıkra, seçimlik hareketli bir suç kurar; üretimden depolamaya kadar zincirin her halkası ayrı bir icra hareketidir.

İkinci fıkra, marka koruması olduğunu belirten işaretin mal veya ambalaj üzerinden yetkisiz kaldırılmasını bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasına bağlar. Üçüncü fıkra ise yetkisi olmadığı hâlde başkasına ait marka hakkı üzerinde devretmek, lisans veya rehin vermek suretiyle tasarrufta bulunmayı iki yıldan dört yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıyla karşılar. Uygulamada dosyaların ezici çoğunluğu birinci fıkradan açılır; ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri fiilen ölü hükümler gibidir.

Suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde tüzel kişiye özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Tüzel kişi fail olamaz; şirket bünyesinde işlenen fiilden gerçek kişi sorumlu tutulur, tüzel kişi hakkında ise yalnızca güvenlik tedbiri uygulanır.2

Tescil Şartı: Ceza Normunun Ön Koşulu

6769 sayılı Kanun m. 30 uyarınca bu maddede yer alan suçlardan dolayı cezaya hükmedebilmek için markanın Türkiye'de tescilli olması şarttır. Hüküm, cezai korumayı hukuki korumadan keskin biçimde ayırır.

Hukuk davasında tescilsiz işaret sahibinin elinde 6102 sayılı Kanun m. 54 ve devamındaki haksız rekabet hükümleri, önceye dayalı kullanım savunması ve gerçek hak sahipliği iddiası vardır. Ceza davasında bunların hiçbiri kullanılamaz. Tescil yoksa suç oluşmaz; savcılık kovuşturmaya yer olmadığına karar verir, mahkeme beraat hükmü kurar.

Şart, salt tescil belgesinin varlığıyla da tükenmez. Tescilin suç tarihinde geçerli olması, koruma kapsamının şikâyete konu mal veya hizmet sınıfını içermesi ve markanın Türkiye'de tescilli olması aranır. Yurt dışında tescilli, Türkiye'de tescilsiz bir markanın taklidi cezai korumadan yararlanmaz. Tescilsiz işaretin korunma yolları için Tescilsiz İşaret Koruması sayfasına bakılabilir.

Önemli: Tescil şartı, cezai korumayı marka sicilinin durumuna bağlar. Hükümsüzlük davasıyla markanın geriye etkili olarak sicilden terkin edilmesi hâlinde, terkin edilen markaya dayanan ceza davasının dayanağı da ortadan kalkar. Bu nedenle sanık müdafii bakımından ilk kontrol edilecek husus, şikâyetçi markanın hükümsüzlük veya iptal tehdidi altında olup olmadığıdır.

Manevi Unsur ve Ticari Amaç

Marka suçları kasten işlenebilen suçlardır; taksirle işlenmeleri mümkün değildir. Failin, kullandığı işaretin başkasına ait tescilli bir markayla iktibas veya iltibas oluşturduğunu bilmesi ve bunu isteyerek hareket etmesi gerekir.

Birinci fıkradaki satın alma, bulundurma, nakletme ve depolama hareketleri bakımından kanun ayrıca "ticari amaç" arar. Bu, suçun kapsamını daraltan önemli bir süzgeçtir: Kişisel kullanım için taklit ürün bulundurmak suç oluşturmaz. Uygulamada ticari amacın ispatı ele geçen ürünün miktarı, bulunduğu yer, ambalajlanma biçimi ve failin ticari faaliyetiyle ilişkisi üzerinden yapılır.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 18.06.2025 tarihli kararı, bu ispat ölçütünün ne kadar somut uygulandığını gösterir. Sanığın iş yerinde yapılan aramada ele geçen 17 üründen yalnızca 2'sinin katılan markasının taklidi olduğu, sanığın tüm aşamalarda suçlamayı reddettiği ve ürünleri temyiz dışı sanığın getirdiğine ilişkin beyanların bulunduğu dosyada Daire, sanığın ürünleri ticari amaçla bulundurduğu kastına ilişkin mahkûmiyete yeter delil bulunmadığı sonucuna varmış ve mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.3

Karar iki yönden öğreticidir. Birincisi, tespit edilen taklit ürün sayısının azlığı tek başına beraat gerekçesi değildir; ancak sanığın ticari faaliyetinin niteliğiyle birlikte değerlendirildiğinde kastı zayıflatan bir olgu hâline gelir. İkincisi, aynı aramada çok sayıda taklit ürün ele geçmiş olsa bile, şikâyetçisi geçerli biçimde davaya katılmamış markalar bakımından mahkûmiyet kurulamaz; ceza yalnızca usulüne uygun şikâyette bulunan marka sahibi yönünden verilir.

Şikâyet: Dosyanın Kırılma Noktası

6769 sayılı Kanun m. 30 uyarınca bu maddede yer alan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Şikâyet, hem soruşturma hem kovuşturma şartıdır; yokluğu her aşamada resen gözetilir.

Şikâyet hakkı marka sahibine, inhisari lisans alana ve kanunda öngörülen hâllerde diğer hak sahiplerine aittir. Süre bakımından 5237 sayılı Kanun m. 73 uyarınca fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren altı ay içinde şikâyette bulunulması gerekir. Taklit ürün satışı gibi kesintisiz nitelikteki fiillerde bu sürenin başlangıcı, uygulamada arama ve el koyma tarihine bağlanır.

Asıl sorun süre değil, temsil yetkisidir. Yabancı marka sahipleri Türkiye'deki takipleri vekâletname ile yürütür ve bu vekâletnameler çoğu zaman kullanım kısıtlaması içerir. Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 18.06.2025 tarihli kararında bu sorun açık biçimde ortaya konmuştur: Şikâyetçi şirketlerin vekâletnamelerinde "bu vekaletname, yetkilinin veya temsilcilerinin önceden faks veya e-posta talimatları olmadan kullanılamaz" kaydı bulunduğu, vekilin ise şikâyet tarihini kapsayan bir talimatın aslını veya onaylı tercümesini dosyaya sunamadığı belirlenmiştir. Daire bunun sonucunda, 5271 sayılı Kanun m. 237 uyarınca davaya katılma hakkı ve m. 260 uyarınca hükmü temyiz hak ve yetkisi bulunmayan şikâyetçiler vekilinin temyiz istemini reddetmiştir.

Aynı kısıtlama, Dairenin 09.01.2024 tarihli kararına konu dosyada da zincirleme suç uygulamasını ortadan kaldırmıştır. İlk derece mahkemesi birden çok katılana karşı işlenen fiil nedeniyle 5237 sayılı Kanun m. 43 uyarınca artırım yapmışken, bölge adliye mahkemesi vekâletnamedeki ibareleri şikâyet için izin kısıtlaması sayarak zincirleme suç artırımını kaldırmış ve cezayı yalnızca geçerli şikâyeti bulunan katılan yönünden belirlemiştir.4

Uygulamada: Marka sahibi adına ceza şikâyetinde bulunulurken vekâletnamenin şikâyet tarihini kapsaması, kullanım kısıtlaması içeriyorsa buna ilişkin talimatın aslının veya noter onaylı tercümesinin dosyaya sunulması gerekir. Bu belge sonradan tamamlanabilir bir eksiklik değildir: Şikâyet anında geçerli bir temsil yetkisi yoksa dosya kovuşturma şartı yokluğundan düşer ve altı aylık süre çoktan geçmiş olur.

Şikâyetten Vazgeçme ve Düşme

Şikâyete bağlı suçlarda 5237 sayılı Kanun m. 73 uyarınca suçtan zarar görenin vazgeçmesi davayı düşürür; 5271 sayılı Kanun m. 223 ise kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hâlinde düşme kararı verilmesini emreder.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 11.12.2024 tarihli kararı, bu kuralın hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuyla kesiştiği noktayı çözer. Sanık hakkında verilen hükmün açıklanması kararının kesinleşmesinden önce katılan vekili şikâyetten vazgeçmiş, buna rağmen ilk derece mahkemesi düşme talebini reddetmiştir. Daire, kanun yararına bozma istemini kabul ederek kararı bozmuş ve kamu davasının düşmesine karar vermiştir. Karar, taklit eşyanın 5237 sayılı Kanun m. 54 uyarınca müsaderesine ise ayrıca hükmetmiştir.5

Bu son nokta pratik bakımdan belirleyicidir: Şikâyetten vazgeçme kamu davasını düşürür, ancak taklit malın müsaderesini engellemez. Müsadere bir ceza değil güvenlik tedbiridir; kişinin cezalandırılmasından bağımsız olarak, eşyanın hukuka aykırı niteliği nedeniyle uygulanır. Kararın ayrıntılı çözümlemesi için Marka Suçunda Şikâyetten Vazgeçme ve Müsadere sayfasına bakılabilir.

Uzlaştırma: Doktrindeki Kabulün Terk Edilmesi

Marka suçlarında uzlaştırmanın uygulanıp uygulanmayacağı, 6769 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği dönemde tartışmalıydı. Doktrinde, 5271 sayılı Kanun m. 253'ün etkin pişmanlık hükmü öngörülen suçları uzlaştırma kapsamı dışında bıraktığı gerekçesiyle, m. 30'un birinci fıkrasındaki suçlar bakımından uzlaştırma hükümlerinin uygulanmayacağı savunulmuştu.6

Yargı uygulaması bu görüşü benimsememiştir. Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 17.04.2024 tarihli kararı, gerekçeyi açık biçimde kurar: 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesiyle 5271 sayılı Kanun m. 253'te değişiklik yapılarak madde içeriğinden "etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile" ibaresi çıkarılmıştır. Daire, özel bir etkin pişmanlık hükmünün varlığının artık uzlaştırma kurumunun uygulanmasına engel oluşturmayacağını, uzlaştırmanın soruşturma ve kovuşturmalarda mutlaka öncelikle uygulanması zorunlu bir kurum olduğunu belirterek, uzlaştırma yoluna gidilmeden kurulan mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.

Aynı çizgi soruşturma aşaması bakımından da sürdürülmüştür. Dairenin 15.01.2025 tarihli kararına konu olayda şüpheli, bir spor kulübünün amblemini taşıyan kupa bardaklarını bir çevrim içi pazar yerinde satışa sunmuş; savcılık suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Daire, şüphelinin kolluk ifadesinde ürünleri kendisinin satışa sunduğunu beyan etmesi karşısında kamu davası açılması için yeterli şüphenin oluştuğunu, ancak yüklenen suçun uzlaşmaya tabi olması nedeniyle dosyanın öncelikle uzlaştırma bürosuna gönderilmesi gerektiğini belirtmiş ve eksik soruşturma sonucu verilen karara karşı yapılan itirazın reddini kanun yararına bozmuştur.7

Bu iki karar birlikte okunduğunda tablo nettir: Marka suçlarında uzlaştırma, tarafların tercihine bırakılmış bir seçenek değil, atlanması hükmün bozulmasını gerektiren zorunlu bir usul aşamasıdır. Uzlaşma sürecinin işleyişi için Marka İhlalinde Uzlaşma Mümkün mü? sayfasına bakılabilir.

Etkin Pişmanlık

6769 sayılı Kanun m. 30'un son fıkrası, başkasının hak sahibi olduğu marka taklit edilerek üretilmiş malı satışa arz eden veya satan kişinin bu malı nereden temin ettiğini bildirmesi ve bu suretle üretenlerin ortaya çıkarılmasını ve üretilmiş mallara el konulmasını sağlaması hâlinde hakkında cezaya hükmolunmayacağını düzenler.

Hüküm, kanun koyucunun taklitçilik zincirinde perakende halkasını değil üretim kaynağını hedeflediğini gösterir. Ancak düzenleme kapsam bakımından dardır ve doktrinde eksik bulunmuştur: Yalnızca satışa arz etme ve satma fiilleri bakımından öngörülmüş, birinci fıkradaki diğer hareketler ile ikinci ve üçüncü fıkradaki suçlar kapsam dışında bırakılmıştır; ayrıca etkin pişmanlığın hangi aşamaya kadar gösterilebileceği belirtilmemiştir.8

Uygulamada etkin pişmanlıktan yararlanmak sanıldığından güçtür. Hüküm üç sonucun birlikte gerçekleşmesini arar: Temin kaynağının bildirilmesi, üretenlerin ortaya çıkarılması ve üretilmiş mallara el konulması. Kaynağı ismen bildirmek tek başına yetmez; bildirimin somut sonuç doğurması gerekir. Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 13.10.2025 tarihli kararına konu dosyada sanık, ürünlerin orijinal fakat defolu olduğu konusunda kendisini yanılttığını ileri sürdüğü kişi bakımından araştırma yapılmadığını ve bu nedenle hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmadığını temyiz sebebi yapmıştır.9

Zincirleme Suç, Müsadere ve Diğer Yaptırımlar

Aynı marka sahibine karşı değişik zamanlarda gerçekleştirilen fiiller 5237 sayılı Kanun m. 43 uyarınca zincirleme suç oluşturur ve tek cezaya artırım yapılarak hükmedilir. Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek fiille işlenmesi hâli de aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Uygulamada bir arama işleminde farklı marka sahiplerine ait taklit ürünlerin birlikte ele geçmesi bu fıkra kapsamında değerlendirilir; ancak yukarıda görüldüğü üzere geçerli şikâyeti bulunmayan marka yönünden artırım yapılamaz.

Müsadere bakımından uygulanacak hüküm 5237 sayılı Kanun m. 54'ün dördüncü fıkrasıdır. Fıkra, üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyanın müsaderesine hükmolunacağını düzenler. Yargıtay, birinci fıkraya dayanılarak verilen müsadere kararlarını 5271 sayılı Kanun m. 232 uyarınca hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken kanun maddesinin hatalı gösterilmesi sayarak bozmaktadır. Bu, sanık lehine sonuç doğurmayan ancak hükmü sakatlayan tipik bir uygulama hatasıdır.

Hapis cezasının alt sınırının bir yıl olması nedeniyle, uygulamada hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme kurumları sıklıkla devreye girer. Şikâyete bağlı suçlarda açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanması aşamasında şikâyetten vazgeçilmesi hâlinde ise, yukarıda incelendiği üzere kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle düşme kararı verilir.

Görevli mahkeme, kurulduğu yerlerde fikri ve sınai haklar ceza mahkemesi, kurulmayan yerlerde asliye ceza mahkemesidir. Fiilin aynı zamanda dolandırıcılık gibi başka bir suçu oluşturması hâlinde iki suçtan ayrı ayrı hüküm kurulur; nitekim Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 17.01.2024 tarihli kararına konu dosyada sanıklar hem dolandırıcılık hem marka hakkına tecavüz suçlarından yargılanmıştır.10

Uygulamada

Marka sahibi tarafında sıralama şudur. Şikâyet dilekçesi verilmeden önce vekâletnamenin kapsamı denetlenir; kısıtlama varsa şikâyet tarihini kapsayan talimat belgesi hazırlanır. Arama ve el koyma talebi sulh ceza hâkimliğinden alınır, ele geçen ürünler bilirkişi incelemesine sunulur. Soruşturma dosyasının uzlaştırma bürosuna gönderilmesi beklenir; uzlaşma sağlanmazsa iddianame düzenlenmesi talep edilir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilirse, itiraz dilekçesinde eksik soruşturma noktaları tek tek gösterilir; zira sulh ceza hâkimliği 5271 sayılı Kanun m. 173 uyarınca soruşturmanın genişletilmesine karar verebilir.11

Şüpheli veya sanık tarafında ise savunma dört eksende kurulur. Birincisi tescil denetimidir: Şikâyetçi markanın suç tarihinde geçerli ve ilgili sınıfta tescilli olup olmadığı incelenir. İkincisi şikâyet ehliyetidir; vekâletnamedeki kısıtlamalar ve altı aylık süre kontrol edilir. Üçüncüsü ticari amaç ve kast unsurudur; ele geçen ürünün miktarı, konumu ve failin faaliyetiyle ilişkisi savunmanın merkezine konur. Dördüncüsü uzlaştırmanın işletilip işletilmediğidir; bu aşama atlanmışsa hüküm bozulmaya mahkûmdur.

Ceza dosyasının hukuk davasına etkisi de gözden kaçırılmamalıdır. Ceza mahkemesinin beraat kararı, hukuk hâkimini fiilin işlenmediği yönünde kesin biçimde bağlamaz; kastın ispat edilememesi nedeniyle verilen beraat, tecavüzün önlenmesi ve tazminat davasının reddini gerektirmez. Tazminat boyutu için Marka İhlalinde Tazminat Hesaplama sayfasına bakılabilir.

Sonuç

6769 sayılı Kanun m. 30 marka sahibine güçlü bir araç verir; ancak bu araç ceza muhakemesinin usul disiplini içinde kullanılır. 2024-2025 kararları üç eğilimi netleştirmiştir. Uzlaştırma, etkin pişmanlık hükmünün varlığına rağmen zorunlu bir aşamadır ve atlanması bozma nedenidir. Şikâyet ehliyeti, özellikle yabancı marka sahiplerinin vekâletnameleri bakımından, dosyanın kaderini belirleyen teknik bir eşiktir. Ticari amaç ve kast, ele geçen ürün miktarı üzerinden somut biçimde denetlenmekte, düşük hacimli tespitlerde beraat yönünde sonuç doğurabilmektedir.

Cezai koruma, taklitçilikle mücadelede caydırıcılığın omurgasıdır; fakat marka sahibi bakımından tek başına yeterli bir strateji değildir. Ceza dosyasının düşmesi hukuk davasını sona erdirmez, müsadere kararı zararı gidermez. Etkili koruma, ceza şikâyeti ile tecavüzün önlenmesi ve tazminat davasının birlikte kurgulanmasını gerektirir. Sürecin kurumsal çerçevesi için Marka Hukuku çalışma alanı sayfası incelenebilir.


İlgili içerikler için bkz. Marka Hukuku Rehberi, Marka İhlali ve Tecavüz Davaları Rehberi, Marka Suçunda Şikâyetten Vazgeçme ve Müsadere, Marka Tescilli Değilse Ceza Davası Açılabilir mi? ve Marka Hukuku.

Dipnotlar

  1. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu, RG 10.01.2017/29944, m. 30. Sınai mülkiyet haklarından yalnızca marka bakımından ceza normu öngörülmesinin gerekçesi ve karşılaştırmalı hukuk değerlendirmesi için bkz. KÜÇÜK, Sultan, Türk Marka Mevzuatında Yer Alan Marka Suçları ve Bu Suçların Karşılaştırmalı Hukuk Bakımından Değerlendirilmesi, Türk Patent ve Marka Kurumu Uzmanlık Tezi, Ankara, 2017, s. 26.

  2. KÜÇÜK, s. 48. Tüzel kişilerin ceza sorumluluğu bulunmadığından, marka suçlarında da şirket değil gerçek kişi fail olarak sorumlu tutulur; tüzel kişi hakkında yalnızca güvenlik tedbiri uygulanır. Marka hakkının ihlalinden doğan cezai sorumluluğun genel çerçevesi için ayrıca bkz. KESKİN, Serap, Fikri Mülkiyet Haklarında Patent ve Markanın Ceza Normları ile Korunması, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2003.

  3. Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 18.06.2025, E. 2024/6828, K. 2025/9563.

  4. Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 09.01.2024, E. 2023/17148, K. 2024/84. Kararda ayrıca 6769 sayılı Kanun m. 30 ile 5237 sayılı Kanun m. 43, m. 52, m. 53 ve m. 54 uygulamasının birlikte değerlendirilmesi ele alınmıştır.

  5. Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 11.12.2024, E. 2024/6854, K. 2024/11367.

  6. KÜÇÜK, s. 71. Yazar, 5271 sayılı Kanun m. 253'ün o tarihteki metnini esas alarak 6769 sayılı Kanun m. 30'un ilk fıkrasındaki suçlar bakımından uzlaşma hükümlerinin uygulanmayacağı sonucuna varmaktadır. Marka hakkının cezai korunmasında şikâyet ve uzlaştırma tartışmalarının kaynağı olan Anayasa Mahkemesi denetimi için ayrıca bkz. AYOĞLU, Tolga, "Anayasa Mahkemesi'nin 556 Sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 9. ve 61. Maddelerinin Bazı Bentlerinin İptaline İlişkin 03.01.2008 Tarihli Kararı Üzerine Düşünceler", Ankara Barosu Fikri Mülkiyet ve Rekabet Hukuku Dergisi, 2008, C. 8, S. 4.

  7. Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 15.01.2025, E. 2024/7446, K. 2025/553.

  8. KÜÇÜK, s. 68. Yazar, etkin pişmanlık hükmünün yalnızca satışa arz etme ve satma fiilleri bakımından öngörülmesini ve etkin pişmanlığın gösterilebileceği aşamanın belirtilmemesini eksiklik olarak değerlendirmektedir.

  9. Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 13.10.2025, E. 2025/1787, K. 2025/12287.

  10. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 17.01.2024, E. 2021/21477, K. 2024/554.

  11. Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 11.06.2024, E. 2022/16370, K. 2024/6321. Kararda, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz üzerine sulh ceza hâkimliğinin 5271 sayılı Kanun m. 173 uyarınca soruşturmanın genişletilmesine karar verebileceği, eksiklikler giderildikten sonra ise önceki itiraz hakkında karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Sonraki dosya · Makale

İş Yerinde Biyometrik Veri ile Mesai Takibi

Dosyayı aç →