Av. Zeki Demirci

Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme, Yayma veya Ele Geçirme Suçu

TCK m. 136 kişisel verileri hukuka aykırı verme, yayma veya ele geçirme suçunun unsurları, KVKK m. 17 bağlantısı ve Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2026 kararları.

Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme, Yayma veya Ele Geçirme Suçu

İlgili çalışma alanı → Kişisel Verilerin Korunması: KVKK uyumu, Kurul kararları, kişisel veri suçları ve tazminat uyuşmazlıkları için çalışma alanı.

Bir kişinin fotoğrafını, telefon numarasını veya adresini rızası dışında bir başkasına iletmek ya da sosyal medyada yayımlamak, çoğu kişinin sandığının aksine yalnızca bir kişilik hakkı ihlali değildir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 136, kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme, yayma veya ele geçirme fiilini iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası gerektiren bağımsız bir suç olarak düzenler. Suç şikâyete bağlı değildir; savcılık öğrendiği anda soruşturmayı kendiliğinden başlatır.

Bu makale, kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun unsurlarını 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile bağlantısı içinde inceler. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2026 yılında verdiği ve sosyal medya paylaşımlarına ilişkin ilkeleri netleştiren kararları, suçun uygulamadaki sınırlarını gösterir.

Kişisel Veri Suçlarının Kanuni Çerçevesi

Kişisel verilerin ceza hukuku yoluyla korunması, TCK'nın "Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar" bölümünde üç ayrı suç tipiyle sağlanır: kişisel verilerin kaydedilmesi (m. 135), verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme (m. 136) ve verileri yok etmeme (m. 138). TCK m. 137 bu üç suçun kamu görevlisi tarafından görevin verdiği yetki kötüye kullanılarak ya da belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesini nitelikli hâl sayar ve cezayı yarı oranında artırır.

6698 sayılı Kanun m. 17 bu yapıyı idari düzenle birleştirir. Hükme göre kişisel verilere ilişkin suçlar bakımından TCK m. 135 ilâ 140 hükümleri uygulanır; 6698 sayılı Kanun m. 7'ye aykırı olarak kişisel verileri silmeyen veya anonim hâle getirmeyenler TCK m. 138'e göre cezalandırılır. Böylece aynı fiil, hem Kişisel Verileri Koruma Kurulu önünde idari para cezasına hem de ceza mahkemesinde hapis cezasına konu olabilir. İki yol birbirinin alternatifi değildir; Kurul kararı ceza yargılamasını, ceza kararı Kurul incelemesini durdurmaz.1

Önemli: 6698 sayılı Kanun'daki idari para cezaları veri sorumlusuna, yani kural olarak şirkete veya kuruma yönelir. TCK m. 136 ise fiili işleyen gerçek kişiyi hedef alır. Bir çalışanın müşteri listesini rakibe göndermesi olayında Kurul şirketi, ceza mahkemesi ise çalışanı yargılar. Tüzel kişiler hakkında TCK m. 140 uyarınca yalnızca güvenlik tedbirine hükmedilebilir.

Suçun Konusu: Kişisel Veri Kavramı

TCK m. 136 "kişisel veri" kavramını tanımlamaz. Tanım 6698 sayılı Kanun m. 3/1-d'de yer alır: kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi. Ceza hukuku da bu tanımı esas alır; ancak kavramın sınırlarını içtihat çizmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.06.2014 tarihli ve E. 2012/1510, K. 2014/331 sayılı kararında, TCK'nın kişisel verilere ilişkin hükümlerinde yalnızca sır niteliğindeki verilerin korunacağına dair bir sınırlama bulunmadığını, m. 135'in gerekçesinde gerçek kişiyle ilgili her türlü bilginin kişisel veri sayıldığını vurgulamıştır. Bu içtihat 12. Ceza Dairesinin yerleşik formülüne dönüşmüştür. Daire, 21.04.2026 tarihli kararında kavramı şöyle açıklar:

"Bu nedenle herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de, yasal anlamda 'kişisel veri' olarak kabul edilmektedir. Ancak, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçların doğmaması için, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, olayda herhangi bir hukuk dalı tarafından kabul edilebilecek bir hukuka uygunluk nedeni veya bu kapsamda nazara alınabilecek bir hususun bulunup bulunmadığının saptanması ve sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da tespit edilmesi gerekir."

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 21.04.2026, E. 2023/4940, K. 2026/4133

Bu formül iki katmanlıdır. Birinci katmanda kavram geniş tutulur: ad, soyad, telefon numarası, adres, fotoğraf, plaka, e-posta adresi, banka hesabı, sağlık bilgisi ve benzeri her bilgi kişisel veridir; bilginin gizli olması aranmaz. İkinci katmanda ise suçun sınırsızlaşmasını önlemek için iki fren devreye girer: hukuka uygunluk nedeni araştırması ve hukuka aykırılık bilincinin tespiti. Öğretide de kişisel veri kavramının geniş içeriği nedeniyle suçun kapsamının kanuni sınırların ötesine taşmaması gerektiği, her somut olayda hukuka uygunluk sebeplerinin dikkatle incelenmesinin zorunlu olduğu belirtilir.2

Seçimlik Hareketler: Verme, Yayma ve Ele Geçirme

Suç seçimlik hareketli bir suçtur. Üç hareketten birinin gerçekleşmesi yeterlidir; birden fazlasının aynı olayda gerçekleşmesi tek suç oluşturur.

Verme, kişisel verinin belirli bir kişiye veya sınırlı bir çevreye aktarılmasıdır. Bir çalışanın müşteri verilerini e-posta ile üçüncü kişiye göndermesi, bir hastane personelinin hasta bilgilerini dışarıya iletmesi bu kapsamdadır. Verinin karşı tarafça fiilen okunması aranmaz; aktarımın tamamlanması yeterlidir.

Yayma, verinin belirsiz sayıda kişinin erişimine sunulmasıdır. Öğretide yaymanın, verilerin içeriğinin birçok kişinin öğrenebileceği biçimde başkalarının bilgisine sunulması olarak tanımlandığı ve bir yayında kimlik belirtilerek yapılan yayımlamanın örnek gösterildiği görülür.3 Sosyal medya hesabından herkese açık paylaşım, geniş katılımlı bir mesajlaşma grubuna gönderim veya bir internet sitesine yükleme tipik yayma halleridir.

Ele geçirme, verinin failin hâkimiyet alanına girmesidir. Daire, 21.04.2026 tarihli kararında ele geçirmeyi kişisel verilerin üzerinde yazılı olduğu belgenin bulunduğu yerden alınması ya da kaydedilmiş hâliyle başka bir nesne üzerine taşınarak sabitlenmesi, böylece istenildiğinde tekrar kullanılabilmesi olanağını sağlayan her türlü faaliyet olarak tanımlar. Ekran görüntüsü almak, veriyi taşınabilir belleğe kopyalamak, başkasının telefonundaki fotoğrafı kendi cihazına aktarmak bu kapsamda değerlendirilebilir.

Uygulamada en sık hata: Ele geçirme için verinin önceden kaydedilmiş hâlde bulunması gerekir. Daire, m. 136'nın gerekçesine dayanarak kişisel verinin verildiğinin, yayıldığının veya ele geçirildiğinin kabul edilebilmesi için kaydedilmiş hâlde bulunmasını ve kaydedilmiş hâliyle aktarılmasını arar. Sözlü olarak öğrenilen bir bilginin sözlü aktarımı bu suçu değil, koşulları varsa m. 134 kapsamındaki özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu gündeme getirebilir.

Hukuka Aykırılık Unsuru ve Hukuka Uygunluk Nedenleri

Madde metnindeki "hukuka aykırı olarak" ibaresi, suçun kurucu unsurudur. Verinin aktarılması tek başına suç değildir; aktarımın hiçbir hukuk dalı tarafından tanınan bir dayanağa oturmaması gerekir. Bu noktada 6698 sayılı Kanun m. 5 ve m. 6'daki işleme şartları ceza yargılamasında da hukuka uygunluk nedeni işlevi görür. İlgili kişinin açık rızası, kanunlarda açıkça öngörülme, bir hakkın tesisi ve kullanılması için zorunluluk ve veri sorumlusunun meşru menfaati bu şartların başlıcalarıdır.

Uygulamada en çok tartışılan hukuka uygunluk nedeni, 6698 sayılı Kanun m. 5/2-d'deki alenileştirmedir. Kişinin kendi paylaştığı bir fotoğrafın başkasınca yeniden yayımlanması suç oluşturur mu? Öğretide savunulan ve içtihatla örtüşen görüşe göre alenileştirme sınırsız bir serbestlik yaratmaz; kişinin kendisinin paylaşmış olmasına rağmen, rızasının açıkça bulunmadığı ya da bulunmadığının anlaşıldığı, verinin paylaşılma amacına aykırı bir biçimde işlenmesi hâlinde suç oluşur.4 Alenileştirme, verinin alenileştirildiği amaçla sınırlıdır.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi bu ölçütü 2026 yılında art arda uyguladı. 21.04.2026 tarihli ve E. 2024/971, K. 2026/4132 sayılı kararda, katılanın kendi sosyal medya hesabından paylaştığı fotoğrafının sanık tarafından başka bir hesaptan paylaşılması m. 136 kapsamında mahkûmiyetle sonuçlanmış ve Daire hükmü onamıştır. Aynı tarihli E. 2023/4940, K. 2026/4133 sayılı kararda ise Bölge Adliye Mahkemesinin "kamuoyunu aydınlatma amacı ile haber yapma" gerekçesiyle verdiği beraat kararı bozulmuştur:

"sanığın, katılanın eşi ile birlikte çekilmiş oldukları ve daha öncesinde katılanın kendi sosyal medya hesabında paylaşmış olması nedeniyle kişisel veri niteliğinde olan fotoğrafı, katılan ve mağdurun bilgisi ve rızası dışında '...' isimli ... hesabından üçüncü kişilerin görebileceği şekilde yayımlanması nedeniyle İlk Derece Mahkemesince dosya kapsamına uygun olmayan gerekçelerle sanık hakkında zincirleme şekilde verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkûmiyet kararı verilmesinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı gözetilmeden, sanığın beraatine karar verilmesi"

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 21.04.2026, E. 2023/4940, K. 2026/4133

Karar, sosyal medyada paylaşılmış bir fotoğrafın hukuki statüsünü netleştirir. Fotoğrafın daha önce mağdur tarafından paylaşılmış olması onu kişisel veri olmaktan çıkarmaz; aksine Daire bu paylaşımı fotoğrafın kişisel veri niteliğini pekiştiren bir olgu olarak anar. Gözlerin siyah şeritle kapatılması da sonucu değiştirmemiştir. Kişinin belirlenebilir kalması yeterlidir. Kararın ayrıntılı çözümlemesi için sosyal medyada paylaşılmış fotoğrafın yeniden yayımlanması analizine bakılabilir.

Manevi Unsur: Kast ve Hukuka Aykırılık Bilinci

Suç yalnızca kasten işlenebilir; taksirli hâli düzenlenmemiştir. Genel kast yeterlidir; failin ayrıca zarar verme, aşağılama veya menfaat sağlama amacı taşıması aranmaz. Buna karşılık Daire, kast unsurunun yanında failin hukuka aykırı hareket ettiğini bildiğinin ya da bilebilecek durumda olduğunun tespitini ister.

Bu tespit iki yönde işler. Bir yandan, failin fotoğrafı "kamuoyu oluşturmak" veya "haksızlığı duyurmak" saikiyle paylaşması kastı ortadan kaldırmaz. 12. Ceza Dairesi, 28.04.2026 tarihli ve E. 2026/1366, K. 2026/4359 sayılı kararında, kendisine gönderilen ve katılanın bir köpeğe kötü muamele ettiği iddiasını içeren fotoğrafları, katılanın çocuklarının yüzlerini bulanıklaştırarak sosyal medya hesabından paylaşan sanık hakkındaki mahkûmiyeti onamıştır. Bölge Adliye Mahkemesi önce hayvan hakları konusunda toplumsal duyarlılık oluşturma amacına dayanarak kastın bulunmadığına hükmetmiş, Daire ise olayın gerçekliğine dair herhangi bir araştırma yapmadan görüntüleri katılan aleyhine kamuoyu oluşturmak üzere paylaşan sanığın suçunun sübut bulduğuna karar vermişti. Bozma sonrası kurulan mahkûmiyet hükmü 2026 yılında kesinleşmiştir.

Öte yandan hukuka aykırılık bilincinin bulunmadığı hâllerde beraat kararı korunur. 27.04.2026 tarihli ve E. 2026/1537, K. 2026/4265 sayılı kararda Daire, velayeti annede olan kızıyla birlikte çektiği fotoğrafları çocuk adına açtığı hesaplarda yayımlayan babanın hukuka aykırı hareket etme bilinciyle davranmadığı gerekçesiyle verilen beraat kararını onamıştır. İki karar birlikte okunduğunda ölçüt belirginleşir: failin veriyle olan ilişkisi ve paylaşımın bağlamı, "iyi niyet" iddiasından daha belirleyicidir.

Uygulama notu: Savunma tarafında "fotoğraf zaten herkese açıktı" veya "amacım kamuoyunu bilgilendirmekti" savunmaları 2026 içtihadı karşısında tek başına sonuç vermez. Savunma, somut bir hukuka uygunluk nedenine (haber verme hakkının koşulları, ilgilinin rızası, bir hakkın kullanılması için zorunluluk) ve failin veriyle meşru ilişkisine dayandırılmalıdır. Katılan tarafında ise paylaşımın rıza dışı olduğunu ve verinin paylaşım amacının aşıldığını gösteren ekran kayıtları, tarih damgalı tespitler ve hesap sahipliğine ilişkin deliller dosyaya en baştan sunulmalıdır.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçundan Ayrımı

TCK m. 134 ile m. 136 arasındaki sınır uygulamada en çok karıştırılan noktadır. Ölçüt, verinin içeriğidir. Görüntü veya ses kişinin özel hayat alanına ilişkinse, örneğin evinin içinde, cinsel yaşamında veya yakın çevresiyle mahrem bir anındaysa, kaydedilmesi m. 134/1'i, ifşası m. 134/2'yi oluşturur. Buna karşılık kamuya açık bir alanda çekilmiş sıradan bir fotoğraf, kimlik bilgisi, telefon numarası veya adres gibi veriler özel hayatın gizli alanına girmez; bunların rızasız yayılması m. 136 kapsamındadır.

  1. Ceza Dairesi bu ayrımı suç vasfı denetiminde titizlikle uygular. 25.12.2024 tarihli ve E. 2022/1123, K. 2024/8066 sayılı kararda, katılanla cinsel birlikteliğini kaydedip CD'yi katılanın eşine ulaştıran sanığın fiili m. 134/2 kapsamında görüntülerin ifşası suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal olarak nitelendirilmiş; ilk derece mahkemesinin m. 134/1'den kurduğu hüküm istinafta düzeltilmiş ve Daire bu nitelendirmeyi onamıştır. Aynı görüntüler bir sosyal medya paylaşımına konu olsaydı da sonuç m. 136 değil m. 134/2 olurdu; çünkü içerik mahremdir.

Ayrımın pratik sonucu cezadadır. M. 134/2 iki yıldan beş yıla kadar hapis öngörürken m. 136/1 iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası içerir. Ayrıca m. 134 şikâyete bağlıyken m. 136 kendiliğinden soruşturulur. Yanlış nitelendirme, şikâyetten vazgeçme veya uzlaştırma gibi kurumların uygulanıp uygulanamayacağını doğrudan etkiler.

Yaptırım, Nitelikli Hâller ve Muhakeme Koşulları

TCK m. 136/1 iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngörür. 7188 sayılı Kanunla eklenen ikinci fıkra, suçun konusunun Ceza Muhakemesi Kanunu m. 236/5-6 uyarınca kayda alınan mağdur beyan ve görüntüleri olması hâlinde cezanın bir kat artırılmasını düzenler. TCK m. 137 uyarınca kamu görevlisinin görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanarak ya da belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanarak işlemesi hâlinde ceza yarı oranında artırılır. Bir banka çalışanının müşteri bilgilerini, bir sağlık personelinin hasta kayıtlarını dışarıya vermesi bu nitelikli hâlin tipik örnekleridir.

Aynı mağdura karşı değişik zamanlarda birden fazla paylaşım yapılması TCK m. 43 uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasına yol açar; yukarıda anılan 21.04.2026 tarihli kararda da mahkûmiyet zincirleme suç hükümleriyle kurulmuştur. Birden fazla kişinin verisinin tek fiille yayılması hâlinde ise m. 43/2 uyarınca aynı neviden fikri içtima gündeme gelir.

Muhakeme koşulları bakımından TCK m. 139 belirleyicidir. Hükme göre kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve verileri yok etmeme suçları dışında bu bölümdeki suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Dolayısıyla m. 136 kendiliğinden soruşturulur; mağdurun şikâyetten vazgeçmesi davayı düşürmez. Suç, şikâyete bağlı olmadığından ve CMK m. 253'teki katalogda yer almadığından uzlaştırma kapsamı dışındadır. Dava zamanaşımı TCK m. 66/1-e uyarınca sekiz yıldır. Muhakeme koşullarının ayrıntısı için kişisel veri suçlarında şikâyet süresi ve uzlaştırma sayfasına bakılabilir.

Cezanın alt sınırı iki yıl olduğundan, koşulları varsa hapis cezasının ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulanabilir; sabıkalı sanıklar bakımından bu olanaklar daralır. Nitekim 21.04.2026 tarihli E. 2024/971 sayılı kararda tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında adli para cezasına çevirme kararı istinafta kaldırılmış ve hapis cezasına hükmedilmiştir.

İdari Yaptırımla İlişki ve Tazminat Boyutu

Aynı olay üç ayrı sonuç doğurabilir. Birincisi ceza yargılamasıdır. İkincisi, fiilin bir veri sorumlusunun faaliyeti içinde işlenmesi hâlinde 6698 sayılı Kanun m. 18 kapsamında Kurul tarafından uygulanacak idari para cezasıdır; Kurul veri güvenliğini sağlamayan veri sorumlusunu, çalışanının fiilinden bağımsız olarak cezalandırabilir. Üçüncüsü, mağdurun 6698 sayılı Kanun m. 11 ve genel hükümler uyarınca açacağı maddi ve manevi tazminat davasıdır. Ceza mahkemesinin mahkûmiyet kararı, hukuk mahkemesindeki tazminat davasında hukuka aykırılığı ortaya koyan güçlü bir delildir. Tazminat yolunun koşulları için KVKK ihlalinde tazminat davası sayfası, idari süreç için kişisel verilerin korunması rehberi birlikte okunmalıdır.

Öğretide kişisel verilerin ceza normlarıyla korunmasının, idari yaptırım sisteminin yanında varlığını sürdürmesi gerektiği; zira idari para cezasının fiili işleyen bireyi değil kurumu hedef aldığı ve caydırıcılığın ancak iki düzeyin birlikte işlemesiyle sağlanabileceği savunulur.5 Kanaatimizce bu görüş isabetlidir; ancak ceza normunun bu kadar geniş bir konu üzerinde uygulanması, hukuka aykırılık bilinci ve hukuka uygunluk nedeni denetiminin her dosyada gerçekten yapılmasını zorunlu kılar. 12. Ceza Dairesinin 2026 kararları bu denetimi somut ölçütlere bağlamış görünmektedir.

Sonuç

Kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme, yayma veya ele geçirme suçu, dijital iletişimin yaygınlaşmasıyla en sık işlenen ve en sık yanlış anlaşılan suçlardan biri hâline gelmiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2026 kararlarından çıkan ilkeler şöyle özetlenebilir: Herkesin erişebildiği bilgi de kişisel veridir; kişinin kendi paylaştığı fotoğraf, paylaşım amacının dışına çıkıldığında yeniden yayımlanamaz; kamuoyu oluşturma veya haksızlığı duyurma saiki tek başına hukuka uygunluk nedeni değildir; buna karşılık failin veriyle meşru bir ilişkisi ve hukuka aykırılık bilincinin yokluğu beraatle sonuçlanabilir.

Uygulama bakımından üç somut sonuç öne çıkar. Sosyal medyada başkasına ait bir fotoğrafı veya bilgiyi paylaşmadan önce paylaşımın rızaya, haber verme hakkının koşullarına veya bir hakkın kullanılması zorunluluğuna dayanıp dayanmadığı sorgulanmalıdır. Veri sorumluları, çalışanlarının veriye erişimini ve dışa aktarımını teknik olarak sınırlayarak hem TCK m. 137 kapsamındaki nitelikli hâl riskini hem de 6698 sayılı Kanun m. 12 kapsamındaki idari sorumluluğu azaltmalıdır. Mağdur tarafında ise suçun şikâyete bağlı olmaması, sürecin savcılığa yapılacak bir ihbarla başlatılabileceği ve tazminat davasının ceza yargılamasıyla paralel yürütülebileceği anlamına gelir. Somut olayda hangi suç tipinin oluştuğunun ve hangi savunmaların geçerli olduğunun belirlenmesi için profesyonel hukuki destek yerinde olur.


İlgili içerikler için bkz. Sosyal Medyada Paylaşılmış Fotoğrafın Yeniden Yayımlanması: Yargıtay Kararı, Başkasının Sosyal Medya Fotoğrafını Paylaşmak Suç mu?, Kişisel Verilerin Korunması Rehberi ve Kişisel Verilerin Korunması.

Dipnotlar

  1. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, RG 12.10.2004/25611, m. 135-140; 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, RG 07.04.2016/29677, m. 3, m. 5, m. 7, m. 17 ve m. 18. İki yaptırım düzeninin birlikte uygulanması hakkında bkz. DÜLGER, Murat Volkan, "Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve Türk Ceza Kanunu Bağlamında Kişisel Verilerin Ceza Normlarıyla Korunması", İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2016, C. 3, S. 2, s. 101-167. ↩

  2. GÜRLER, Mehmet, "Türk Ceza Kanunu'ndaki Kişisel Verilerin Korunmasına İlişkin Suçlar Bakımından Hukuka Uygunluk Sebepleri", Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2025, C. 11, S. 2, s. 979-1008. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.06.2014, E. 2012/1510, K. 2014/331 (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 21.04.2026, E. 2023/4940, K. 2026/4133 sayılı karardan aktarılmıştır). ↩

  3. DÜLGER, s. 132. Suçun yapısal unsurları için ayrıca bkz. SINAR, Hasan, "Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme, Yayma veya Ele Geçirme Suçu (TCK md. 136)", Kişisel Verileri Koruma Dergisi, 2020, C. 2, S. 1, s. 33-62. ↩

  4. DÜLGER, s. 144. Alenileştirmenin kapsamı için 6698 sayılı Kanun m. 5/2-d ile birlikte bkz. SINAR, s. 33-62. ↩

  5. SINAR, s. 33-62; DÜLGER, s. 101-167. ↩

Sonraki dosya · Makale

Madrid Protokolü ile Uluslararası Marka Tescili: SMK m. 14 ve Türkiye Uygulaması

Dosyayı aç →