Av. Zeki Demirci
Zeki DemirciKarar AnaliziE. 2025/4817 · K. 2026/1746Tasarım Hukuku26.03.2026

Tescilli Sınai Haklarda Kümülatif Korumanın Sınırı

Yargıtay 11. HD: 6102 sayılı TTK sonrası olaylarda tescilli marka ve tasarımda yalnızca SMK uygulanır, haksız rekabet hükümleri birlikte uygulanmaz.

Av. Zeki DemirciPaylaş:XLinkedIn
Mahkeme
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/4817
Karar No
2026/1746
Karar Tarihi
26.03.2026
Kararın Özü

Tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarım bakımından, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı davalarda yalnızca özel kanun olan Sınai Mülkiyet Kanunu hükümleri uygulanır. Türk Ticaret Kanunu'nun haksız rekabet hükümleri, bu özel hükümlerin yanında ve aynı anda uygulanamaz. Bu kapsamda kümülatif koruma uygulama alanı bulmaz.

Karar Metni"Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. ... Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK'nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır."

Sınai mülkiyet davalarında yerleşik bir alışkanlık vardır: dava dilekçesi tescilli hakka dayanır, hemen ardından haksız rekabet hükümleri de talep edilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26.03.2026 tarihli kararı bu alışkanlığı doğrudan sınırlandırır. Daire, tescilli sınai haklar bakımından özel kanun ilkesini uygulayarak Türk Ticaret Kanunu'nun haksız rekabet hükümlerinin SMK ile aynı anda uygulanamayacağını belirtmiştir. Karar oy çokluğuyla verilmiştir ve bu ayrıntı, sonucun okunma biçimini değiştirir.

İlgili hizmet sayfası → Tasarım Avukatı: Tasarım tescili, hükümsüzlük ve tecavüz uyuşmazlıkları için hizmet sayfası.

Karar Kimliği

  • Mahkeme: Yargıtay
  • Daire: 11. Hukuk Dairesi
  • Esas No: 2025/4817
  • Karar No: 2026/1746
  • Tarih: 26.03.2026
  • Sonuç: Kısmen bozma, oy çokluğu

Uyuşmazlık

Dava, halı tasarımlarına ilişkindir. Davacı; davalı adına tescilli tasarımların yenilik ve ayırt edici nitelik taşımadığını ileri sürerek hükümsüzlüğünü, ayrıca kendi haklarına yönelen fiillerin tecavüz oluşturduğunun tespitini ve önlenmesini talep etmiştir. Talep listesinde, tescilli haklara dayanan istemlerin yanında haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi de yer almıştır.

İlk derece mahkemesi, bilirkişi incelemesi sonucunda tasarımların yeni olmadığını tespit ederek hükümsüzlük talebini kabul etmiştir. Rapordaki değerlendirme, tasarımlar arasındaki farkların bilgilenmiş kullanıcı nezdinde yenilik oluşturmadığı yönündedir. Bölge Adliye Mahkemesi ise hükümsüzlüğün yanında haksız rekabetin de önlenmesine karar vermiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi önüne gelen esas soru şudur: Tescilli bir sınai hakka dayanılan bir davada, aynı fiiller için 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun haksız rekabet hükümleri de uygulanabilir mi? Daire, hükmün haksız rekabete ilişkin kısmını bozmuştur.

Dairenin Gerekçesi

Gerekçenin omurgası özel kanun ilkesidir. Daire; tescilli haklar bakımından ilke olarak yalnızca ilgili özel düzenlemenin uygulama alanı bulacağını, bu nedenle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı davalarda tescilli sınai haklar için sadece SMK hükümlerinin uygulanabileceğini belirtmiştir. Somut olayda bu ilke, tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarım bakımından uygulanmıştır.

İkinci dayanak mevzuat metnindeki değişikliktir. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu md. 57/5'te haksız rekabet halleri arasında "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" ibaresi yer alıyordu. Bu ibare, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu md. 55/1-a-4 hükmüne alınmamıştır1. Daireye göre kanun koyucunun bu tercihi, tescilli sınai hakların haksız rekabet hükümleriyle eş zamanlı korunması yaklaşımını sürdürme iradesinin bulunmadığını gösterir.

Üçüncü dayanak içtihat sürekliliğidir. Daire, aynı yöndeki 14.03.2022 tarihli, E. 2019/5189, K. 2022/1852 ve 22.04.2021 tarihli, E. 2021/89, K. 2021/3054 sayılı kararlarına atıf yapmıştır. Bu atıflar, kararın tek başına duran bir sapma değil, birkaç yıla yayılan bir çizginin son halkası olduğunu gösterir.

Aynı kararda tasarım yönünden esasa ilişkin tespitler de yapılmıştır. SMK md. 56 uyarınca yenilik değerlendirmesinde başvuru veya rüçhan tarihinden önce dünyanın herhangi bir yerinde kamuya sunulmuş olup olunmadığına bakılacağı, tasarımların yalnızca küçük ayrıntılarda farklılık göstermesi halinde aynı sayılacağı belirtilmiştir. Hükümsüzlüğün SMK md. 79 uyarınca geçmişe etkili olduğu ve tescil süresi içinde üretilen ürünlerin de bu etkinin kapsamına gireceği; SMK md. 149/1-d uyarınca toplatma ile SMK md. 149/1-g uyarınca kararın ilanına karar verilebileceği de kararda yer almıştır.

Karar Metninden

"Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. ... Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK'nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır."

Karşı Oy

Karar oy birliğiyle alınmamıştır. Karşı oy, kümülatif korumanın sürdürülmesi gerektiğini savunur ve üç noktaya dayanır.

Birincisi korumanın amacıdır. Haksız rekabet hükümleri yalnızca rakipleri değil, tüketicileri ve meslek örgütlerini de korur. Tescilli hak sahibinin talebini SMK ile sınırlamak, dürüst rekabet düzeninin bu geniş koruma işlevini daraltır.

İkincisi hükümlerin işlevsel farkıdır. SMK hükümleri hakkın içeriğini ve ihlalini düzenlerken, haksız rekabet hükümleri piyasa davranışının dürüstlüğünü denetler. İki düzenleme aynı olguya farklı açılardan bakar; birinin varlığı diğerini gereksiz kılmaz.

Üçüncüsü mükerrer tazminat kaygısının yersizliğidir. Karşı oya göre bu kaygı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu md. 60 ile zaten karşılanır2. Aynı fiil birden çok hukuki sebebe dayandığında zarar gören tek tazminat alır; sebeplerin çokluğu tazminatın çokluğu anlamına gelmez.

Önemli: Oy çokluğu, içtihadın istikrar kazandığı anlamına gelmez. Daire içinde sürmekte olan görüş ayrılığı, ilerideki dosyalarda farklı sonuçların çıkmasını mümkün kılar. Vekil, dilekçesini bu belirsizliği hesaba katarak kurmalı ve talebi tek bir hukuki nitelendirmeye kilitlememelidir.

Uygulamaya Etkisi

Kararın ilk sonucu dilekçe tekniğine ilişkindir. Tescilli marka veya tasarıma dayanan bir davada, aynı fiiller için ayrıca haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi talep edilirse bu talep reddedilme riski taşır. Ret, davanın esasını etkilemese bile yargılama gideri ve vekalet ücreti bakımından sonuç doğurur.

İkinci sonuç, korumanın kapsamının değil dayanağının değişmesidir. Tescilli hak sahibinin elinden alınan bir yetki yoktur; SMK md. 149 kapsamındaki talepler tecavüzün durdurulmasından tazminata, el koymadan kararın ilanına kadar aynı sonuçları üretir. Değişen, bu sonuçlara hangi kanundan ulaşılacağıdır.

Üçüncü sonuç, haksız rekabet yolunun kapanmadığıdır. Karar, açık biçimde tescilli haklara ilişkindir. Tescilsiz bir işaret, tescil kapsamı dışında kalan bir kullanım biçimi veya tescilsiz bir ürün görünümü söz konusu olduğunda Türk Ticaret Kanunu md. 54 ve md. 55 hükümleri uygulanmaya devam eder. Nitekim tescilsiz ürün görünümlerinde haksız rekabet, çoğu zaman tek dayanaktır. Bu alanın çerçevesi için haksız rekabet rehberi ve TTK md. 54 haksız rekabetin genel hükmü başlıklarına bakılabilir.

Dördüncü sonuç zamansaldır. Daire, ayrımı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlük tarihine bağlar. Daha eski olaylara dayanan derdest dosyalarda önceki yaklaşımın geçerliliği tartışmalı kalır; bu nedenle olay tarihinin dilekçede açıkça belirtilmesi önem kazanır.

Uygulamada

Davacı vekili için pratik kurgu şudur. Tescilli hakka dayanan taleplerin tamamı SMK md. 149 üzerinden kurulur. Haksız rekabet talebi, aynı fiiller için tekrar edilmez; ancak tescil kapsamı dışında kalan davranışlar varsa, örneğin ticari itibarın kötülenmesi, yanıltıcı reklam veya tescilsiz ambalaj görünümünün taklidi söz konusuysa, bu davranışlar ayrı bir vakıa grubu olarak tanımlanıp haksız rekabete dayandırılır. Vakıa ayrımı yapılmadan ileri sürülen genel haksız rekabet talebi, kararın bozma gerekçesiyle doğrudan karşılaşır.

Davalı vekili için karar hazır bir savunma sağlar. Tescilli hakka dayanan davada haksız rekabet talebi de ileri sürülmüşse, bu talebin özel kanun ilkesi gereği reddi istenmelidir. Savunma, kararın atıf yaptığı 2021 ve 2022 tarihli kararlarla birlikte sunulduğunda daha güçlü durur.

Kararın tasarım cephesi ayrıca değerlendirilmelidir. Hükümsüzlüğün geçmişe etkisi ve tescil süresi içinde üretilen ürünlerin de bu etkiye girmesi, tecavüz davasında davalı için gerçek bir risk üretir. Hükümsüz kılınan bir tasarıma güvenerek üretim yapan taraf, tescilin sağladığı hiçbir korumadan yararlanamaz. Bu nedenle tasarım tescili alan işletmelerin de, dava açmadan önce kendi tescillerinin yenilik testine dayanıp dayanmadığını değerlendirmesi gerekir. Konunun ayrıntısı tasarım hükümsüzlüğü geçmişe etkili mi başlığında yer alır.

Son bir ölçülülük kaydı gerekir. Karar oy çokluğuyla verilmiştir ve karşı oy, kümülatif koruma yaklaşımını ayrıntılı biçimde savunmaktadır. İçtihadın bu konuda tam istikrara ulaştığını söylemek erkendir. Uygulamacı için makul tutum, mevcut eğilime uygun dilekçe kurmak ancak alternatif nitelendirmeyi vakıa düzeyinde açık tutmaktır.


İlgili içerikler için bkz. Tasarım Hukuku Rehberi, Tasarımda Yenilik ve Ayırt Edici Nitelik Nedir, Haksız Rekabet Rehberi, Tasarım Hukuku.

Dipnotlar

  1. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu md. 54, md. 55, RG 14.02.2011/27846; 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu md. 56, md. 79, md. 81, md. 149, RG 10.01.2017/29944.

  2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu md. 60, RG 04.02.2011/27836.

Sonraki dosya · Karar Analizi

Kat Maliki Olmayan Yöneticinin Dava Açma Yetkisi

Dosyayı aç →