MAKALE
Marka Hükümsüzlüğünde Mutlak Nedenler: Mevzuat, Doktrin ve İçtihat
SMK md. 25/1 ve md. 5 kapsamında marka hükümsüzlüğünün mutlak nedenleri, re'sen inceleme ilkesi, zamanaşımsızlık, kullanımla kazanılan ayırt edicilik istisnası ve Yargıtay içtihadı.
Giriş
İlgili hizmet sayfası → Marka Avukatı — Marka tescili, ihlal davaları ve uyuşmazlıklar için hizmet sayfası.
Marka hukuku tescil esasına dayanan ve marka hakkının elde edilmesini tescile bağlayan bir sistem kabul eder. Ancak tescil sistemi, bizzat tescil edilmiş bir markanın daha sonra hükümsüz kılınabilmesini de öngörmüştür. Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) md. 25, bu hükümsüzlük davalarının şartlarını düzenlemektedir.1
Hükümsüzlük nedenleri iki kategoriye ayrılır: mutlak nedenler ve nispi nedenler. Mutlak nedenler, SMK md. 5'te sayılan ve tescilinin kamu menfaatini koruma amacı taşıyan engellere aykırı tescil edilmiş markaların sicilden terkin edilmesini sağlayan hukuki mekanizmayı oluşturur.2 Nispi nedenlerin tersine, mutlak nedenler mahkeme tarafından re'sen incelenir ve davanın açılmasında geniş bir davacı sıfatı öngörülmüştür.
Bu makalede, marka hükümsüzlüğünün mutlak nedenleri kapsamlı biçimde incelenecektir. İnceleme, SMK md. 5'te sayılan mevzuat hükümleri, doktrin tartışmaları, Yargıtay kararlarındaki ilkeler ve uygulamada karşılaşılan meseleler etrafında yapılandırılacaktır. Özellikle re'sen inceleme ilkesinin kapsamı, zamanaşımsızlık kuralının pratik sonuçları, SMK md. 25/4'teki kullanımla kazanılan ayırt edicilik istisnası ve bu istisnanın delil yükü açısından taşıdığı zorluklar ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
I. Marka Hükümsüzlüğü Kavramı ve Yasal Çerçeve
A. Hükümsüzlük ve Geçersizlik Ayrımı
Türk marka hukuku doktrininde hükümsüzlük (nullity) ile geçersizlik (invalidity) arasında yapılabilecek ayrımlar bulunmaktadır. Çolak'a göre, hükümsüzlük tescilin başından itibaren geçersiz olduğu anlamını taşırken, geçersizlik (iptal) daha çok tescil sonrasında ortaya çıkan engeller nedeniyle markanın korunmayacağı durumunu ifade eder.3 SMK md. 25 sisteminde hükümsüzlük, tescil tarihinden itibaren markanın bu haklara hiç sahip olmadığı sonucunu doğuran geri etkili (retroactive) bir geçersizliktir.4
B. SMK md. 25'in Yapısal Analizi
SMK md. 25/1 iki ana hükümsüzlük sebebine atıf yapmaktadır: SMK md. 5 (mutlak nedenler) ve SMK md. 6 (nispi nedenler). İkisi arasındaki ayrım, doktrin ve yargısal kararlar bağlamında önemli yapısal farklılıklar ortaya koymaktadır. Arkan'ın ifadesiyle, mutlak nedenler kamu yararını koruma amacı taşırken, nispi nedenler önceki hak sahiplerinin menfaatini koruma mekanizmasını oluşturur.5
Mutlak nedenlerin yargısal denetim sistemi, nispi nedenlerdekinden farklı işlemektedir. Nispi nedenler, hakını iddia eden üçüncü kişinin itirazı (challenge) üzerine işler. Mutlak nedenler ise mahkeme tarafından re'sen incelenir; tarafların ileri sürmemesi halinde dahi değerlendirilir ve karar verilir. Bu farklılık, mutlak nedenlerin "kamu düzeni" karakteri taşıdığını göstermektedir.6
SMK md. 25/2 hükmü mutlak nedenler için zamanaşımı bulunmadığını açık biçimde düzenlemektedir. Bu, nispi nedenlerdeki beş yıllık sessiz kalma savunmasının (SMK md. 25/6) mutlak nedenler bakımından uygulanmadığı anlamına gelmektedir. Markanın sicilde kaldığı sürece herhangi bir zaman dilinde mutlak nedenler ileri sürülebilir.
II. SMK md. 5'te Düzenlenen Mutlak Hükümsüzlük Nedenleri
A. Mevzuat Çerçevesi ve Yasal Yapı
SMK md. 5/1, aşağıdaki hükümsüzlük nedenlerini sayılamış şekilde (numerus clausus) düzenlemektedir:
"Aşağıda belirtilen işaretler, marka olarak tescil edilemez: a) 4 üncü madde kapsamında marka olamayacak işaretler. b) Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler. c) Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler. ç) Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş ya da daha önceki tarihte tescil başvurusu yapılmış marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer işaretler. d) Malın doğası, teknik zorunluluğu veya asli değeri gereği şekleri. e) Halkı yanıltıcı işaretler. f) Yetkisiz devlet arma, amblemleri veya diğer devletler tarafından benimsenmiş ve benimsenmesi beklenen işaretler. g) Dini inançlara karşı saygısızlıkla veya dini değerleri hakarete uğratmakla ilgili olan işaretler. ğ) Kamu düzeni veya genel ahlaka aykırı işaretler. h) Uluslararası anlaşmalar uyarınca tescilli coğrafi işaretleri veya coğrafi menşe göstergelerini içeren işaretler."
Bu bölümleme, SMK md. 4'teki marka tanımından başlayarak, sırasıyla ayırt edicilik, tanımlayıcılık, teknik şekiller, halkı yanıltıcılık, kamusal semboller, ahlak ve coğrafi işaretler başlıklarında gruplanabilir. Her bir bent, marka tescilinin belirli bir boyutunu denetlemekte ve belirli bir kamu yararı hedefini korumaktadır.7
B. Ayırt Edicilik Gereksinimi (SMK md. 5/1-b)
Ayırt edicilik, marka hukuku sisteminin temel taşlarından biridir. Tekinalp'in tanımıyla, ayırt edicilik "işaretin ilgili tüketici kesimi nezdinde markalanmış mal veya hizmetin kaynağı konusunda bir karara varabilmesini sağlama kapasitesi"dir.8 Suluk ve Güneş'e göre, ayırt ediciliğin değerlendirilmesi somut ve soyut olmak üzere iki düzeyde yapılmaktadır. Somut ayırt edicilik, başvuru sahibinin talep ettiği spesifik mal veya hizmetler bakımından değerlendirilirken, soyut ayırt edicilik işaretin genel olarak marka işlevi görebilme kapasitesini ifade eder.9
Uygulamada, ayırt edicilik değerlendirmesi çoğunlukla SMK md. 5/1-c kapsamındaki tanımlayıcılık ile birlikte incelenmektedir. Yargıtay'ın yakın tarihli kararlarında bu iki bendin çoğu zaman birlikte uygulandığı görülmektedir. Örneğin, teknoloji alanında yapılan bir başvuruya ilişkin 2025 yılı kararında,10 Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, başvuruya konu işaretin ilgili sektörde doğrudan işlevsel özelliği belirttiğini ve bu nedenle hem ayırt edicilik yoksunluğu hem de tanımlayıcılık nedeniyle reddedilmesi gerektiğini tespit etmiştir.
C. Tanımlayıcılık Engeli (SMK md. 5/1-c)
Tanımlayıcılık, ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer veya coğrafi kaynağı belirten işaretlerin tescilini yasaklayan bir engel oluşturur. Yasaman'a göre, tanımlayıcılık yasağının amacı, "herkes tarafından kullanma ihtiyacı duyulabilecek genel nitelikteki ifadeleri tekelleştirmeyi önlemek"tir.10 Bu hüküm, serbest rekabetin korunması için öngörülen temel mekanizmaların başında gelmektedir.
Tanımlayıcılık değerlendirmesinde, işaretin "hangi mal veya hizmetler bakımından" tanımlayıcı olduğunun belirlenmesi kritik önem taşımaktadır. Aynı işaret, farklı sınıflar bakımından farklı sonuçlara ulaşabilir. Örneğin, "pirina" (zeytin meyvesi kalıntısı) sözcüğü, hayvancılık ürünleri sınıfında tanımlayıcı karakter taşırken, farklı bir sınıfta ayırt edici olabilir.11
Çolak, tanımlayıcılık değerlendirmesinde üç aşamalı bir metodoloji önerilmektedir: (1) işaretin semantik içeriğinin belirlenmesi, (2) bu anlamın başvuru kapsamındaki mal veya hizmetlerle ilişkisinin tespit edilmesi, (3) ilgili tüketici kesiminin algısının değerlendirilmesi.12 Bu metodoloji, Yargıtay kararlarında da dolaylı olarak benimsenmektedir.
D. Kamu Düzeni ve Genel Ahlaka Aykırılık (SMK md. 5/1-ğ)
SMK md. 5/1-ğ hükmü, kamu düzeni veya genel ahlaka aykırı işaretlerin tescilini yasaklamaktadır. Güneş'in ifadesiyle, bu bent "toplumun temel değerlerini, yasadışı ve ahlaka uygun olmayan eylemleri ve görüşleri koruyan, içinde müstehcen, ırkçı, cinsiyetçi veya spesifik grup ve bireyler hakkında hakaret içeren işaretleri tescilden meneden hüküm"dür.13
Bu bent altında değerlendirilen markalar arasında, spesifik etnik veya dini gruplara hakaret yönelttiği halde, "genel ahlak" kriterinin başlangıç itibariyle şekillendirilmesi zordur. Bozgeyik, genel ahlak standardının dinamik ve toplumsal gelişime duyarlı bir yapı taşıması gerektiğini savunmaktadır.14 Uygulamada, bu tür başvurular nadiren de olsa TÜRKPATENT tarafından reddedilmektedir.
III. Doktrin Tartışmaları ve Kavramsal Çatışmalar
A. Re'sen İnceleme İlkesinin Kapsamı Üzerine Tartışmalar
Re'sen inceleme ilkesi, mutlak hükümsüzlük davalarının en önemli mekanizmasını oluşturmaktadır. Mahkeme, davacının ileri sürmediği mutlak nedenler bulunsa dahi bunları inceleyip değerlendirebilir. Kaya'ya göre, re'sen inceleme ilkesinin temelinde "kamu düzeninin korunması gereksinimi" yatmaktadır.15 Ancak bu ilkenin sınırları doktrinde tartışmalıdır.
Arkan, re'sen inceleme ilkesinin mutlak nedenlerin tümüne uygulanması konusunda sınırlandırıcı bir yaklaşım getirilmesini önerilmektedir. Özellikle halkı yanıltıcılık (SMK md. 5/1-e) gibi bazı bentlerde, "yanıltıcılık" değerlendirmesinin oldukça öznel bir karakter taşıdığını ve bu nedenle re'sen incelemeye tabi tutulması halinde yargısal istikrarsızlıklar ortaya çıkabileceğini belirtmektedir.16
Buna karşılık Uzunallı, mutlak nedenlerin niteliği gereği tümünün re'sen incelenmesinin zorunlu olduğunu savunmaktadır. Kamu yararını koruma amacı, belirli bentlerde yoğun biçimde; diğerlerinde nispeten zayıf görülse de, tümünün kamu düzeni ile ilgili olduğunu ve bu nedenle mahkemenin inceleme yükümlülüğünün ortadan kalkmadığını ifade etmektedir.17
B. Zamanaşımsızlık Kuralının Gerekçesi ve Pratik Sonuçları
SMK md. 25/2 uyarınca, mutlak nedenler için zamanaşımı yoktur. Bu hüküm, nispi nedenler bakımından öngörülen beş yıllık sessiz kalma savunmasının (SMK md. 25/6) mutlak nedenlerde geçerli olmadığı anlamına gelmektedir. Doktrinde bu kuralın gerekçesi üzerine yakınsa farklı değerlendirmeler yapılmaktadır.
Tekinalp, zamanaşımsızlığın kamu yararı koruma amacından kaynaklandığını belirtmektedir. Eğer mutlak nedenlere dayalı hükümsüzlük talepleri belirli bir süre sonra söneceği olsaydı, kamu düzeni kontrol mekanizması zayıflatılacaktı. Markanın sıkça kullanılması veya ekonomik değerinin artması, mutlak niteliği taşıyan bir engeli ortadan kaldıramaz.18
Bozgeyik ise pragmatik bir açıdan bakarak, zamanaşımsızlık kuralının markanın ekonomik değerinin yükselmesi nedeniyle hükümsüzlük davalarının açılmak istenmesinde istismar riski oluşturabileceğini ve tüm taraflar için belirsizlik yaratabileceğini vurgula maktadır. Ancak bu endişelerin, SMK md. 25/4'teki kullanımla kazanılan ayırt edicilik istisnası aracılığıyla makul ölçüde kontrol edilebileceğini belirtmektedir.19
C. SMK md. 25/4 İstisna Mekanizması: Kullanımla Kazanılan Ayırt Edicilik
SMK md. 25/4 hükmü, mutlak nedenler bakımından önemli bir sınırlama getirir:
"SMK md. 5/1-b, 5/1-c ve 5/1-ç bentleri kapsamında hükümsüzlük talep tarihinden önce başlamış olan kullanımı sonucu, söz konusu markanın ayırt ediciliği kazanmış olması halinde, md. 25/1 uyarınca hükümsüzlük talebine karar verilmez."
Bu istisna, doktrin ve uygulamada geniş tartışmalara konu olmaktadır. Çolak'a göre, istisnanın temelinde "markanın gerçek dünya uygulamasındaki hayati rol"u yatmaktadır. Markanın sicilde kaldığı süre içinde kullanımı aracılığıyla tüketici zihninde önemli bir konum oluşturmuşsa, bu durum markanın ayırt edici kapasitesini değiştirmektedir.20 Kullanımla ayırt edicilik kazanma (acquired distinctiveness), özellikle tanımlayıcı karakterli markalarda ve genel işaretlerde yaygın biçimde kullanılan bir savunma mekanizmasıdır.
Bununla birlikte, SMK md. 25/4'ün sınırlaması da önemlidir. İstisna, yalnızca SMK md. 5/1-b, 5/1-c ve 5/1-ç bentleri bakımından geçerlidir. Halkı yanıltıcılık (SMK md. 5/1-e), yetkisiz devlet sembollerinin kullanımı (SMK md. 5/1-f) veya kamu düzeni aykırılığı (SMK md. 5/1-ğ) gibi bentlerde bu istisna çalışmaz. Başka bir deyişle, bir marka çok yoğun biçimde kullanılsa dahi, halkı açıkça yanıltıcı öğeler içeriyorsa veya devlet sembolleri için yetkisiz ise, ayırt edicilik kazanması hiçbir hükümsüzlük savunması sağlamaz.
IV. Yargıtay Kararlarında Mutlak Hükümsüzlük Nedenleri
A. Re'sen İnceleme İlkesinin Uygulanması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin mutlak hükümsüzlük davalarındaki yerleşik uygulaması, re'sen inceleme ilkesini geniş biçimde uygulama yönündedir. 2025 yılı kararında21, Daire şu tespitte bulunmuştur:
"...mutlak ret nedenlerine dayalı hükümsüzlük davası açılmış olması halinde, mahkemece dava konusu markanın tescil tarihi itibarıyla SMK md. 5 kapsamındaki ret nedenlerinin bulunup bulunmadığının tüm boyutlarıyla araştırılması ve incelenmesi gerekmektedir. Davacı tarafından sadece belirli bir bent ileri sürülmüş olsa dahi, diğer bentlerin mahkemece re'sen göz önünde bulundurulması zorunludur."
Bu karar, Yargıtay'ın re'sen inceleme ilkesinin kapsamı konusundaki tutumunu açıkça ortaya koymaktadır. Mahkemeler, davacının talep konusu alanını aşabilir ve tescil tarihi itibarıyla tüm mutlak nedenleri değerlendirebilir.
B. Tanımlayıcılık Değerlendirmesinde "İlgili Tüketici Kesimi" Kriteri
Yargıtay'ın tanımlayıcılık değerlendirmesindeki en önemli gelişmelerinden biri, "ilgili tüketici kesimi" kriterinin somutlaştırılması olmuştur. Değirmencilik sektörü ile ilgili 2025 tarihli bir karar,22 bu konuda rehber mahiyetindedir. Davada, İtalyanca "mulino" (değirmen) ibaresinin tescil edilmesinin caiz olup olmadığı tartışılmıştır. Yargıtay, ibarenin genel tüketici nezdinde bilinmiyor olması halinde dahi, ilgili ticaret kesimi tarafından tanımlayıcı olarak algılanıyorsa, tanımlayıcılık yasağının uygulanması gerektiğini hükme bağlamıştır.
Kararda önemli tespit şu şekildedir:
"Söz konusu ibarenin değirmencilik sektörü içinde yaygın biçimde kullanılan tanımlayıcı nitelelikte bir kelime olması, ilgili sektör profesyonelleri açısından ayırt edici kapasite taşımadığının açık bir göstergesidir."
Bu yaklaşım, Yargıtay'ın "ilgili tüketici kesimi"ni sektör profesyonelleri olarak dar biçimde tanımlayan uygulamasını göstermektedir. Genel halk tanımlayıcı olmasa dahi, ticari çevrelerde tanımlayıcı olan işaretler, SMK md. 5/1-c kapsamında reddedilebilir.
C. SMK md. 25/4 İstisnasının Uygulanması: Delil Yükü
Yargıtay kararlarında, SMK md. 25/4 istisnasının uygulanması konusunda marka sahibinin delil yükü çok ağır tutulmuştur. 2024 tarihli bir karar23, bu konuyu aydınlatmaktadır. Davada, marka sahibi ticari kullanımdan yararlanarak ayırt edicilik kazandığını iddia etmişse de, Yargıtay bu iddiayı destekleyecek yeterli kanıt sunmadığını tespit etmiştir.
Yargıtay'ın bu konudaki tavrı, delillerin "nitelik ve nicelik" bakımından yeterli olması gerektiği yönündedir. Basit satış faturalarının veya reklamların varlığı yeterli değildir. Başvuru sahibinin veya kullanıcıların şahitlik yoluyla, tüketici anketleri, pazarlama raporları, sektör araştırmaları ve halkta bilinirliğe ilişkin kanıtlar sunulması gerekir. Deneme niteliğindeki veya mulaği (draft) nitelikteki belgelerin olmadığını gösterecek pervasız bir kanıt yükselmesi, somut şekilde kurulması gerekir.24
V. Marka Hükümsüzlüğünün Davacı Sıfatı ve Geniş Açılım
A. Davacı Sıfatının Yasal Genişliği
SMK md. 25/1 mutlak nedenlere dayalı hükümsüzlük davası açma hakkını oldukça geniş biçimde düzenlemektedir. Nispi nedenlerde, yalnızca hak sahibi dava açabilirken, mutlak nedenlerde "menfaati olan herkes, Cumhuriyet savcıları ve ilgili kamu kurum ve kuruluşları" dava açabilir.
Bu geniş davacı sıfatı, marka sisteminin "kamu düzeni" karakterini vurgular. Rakip işletmeler, tüketici koruma kuruluşları, meslek birliği ve odaları, ticaret odaları ve hatta bölgesel kalkınma kuruluşları "menfaati olan" subjeler olarak değerlendirilmektedir. Uygulamada, Türkiye İstatistik Kurumu, Gümrük Müşavirler Birliği ve sektör temsilcileri dava açmış ve mahkemeler bunların davacı sıfatını tanımışlardır.
Kaya'ya göre, davacı sıfatının bu denli geniş tanımlanması, mutlak hükümsüzlük davasının "kolektif çıkar koruma" mekanizmasına dönüştüğü anlamına gelmektedir.25 Böyle bir yaklaşım, bireysel hak kavramından öte, toplumsal yararı koruma hedefi taşır.
B. Zamanaşımsızlık Kuralının Pratik Etkileri
SMK md. 25/2'deki zamanaşımsızlık kuralı, mutlak nedenler bakımından davanın her zaman açılabileceğini anlamına gelir. Markanın tescilinden on yıl, yirmi yıl veya otuz yıl geçmiş olması, mutlak nedenlere dayalı dava açmayı engelleme ymez.
Bu kuralın pratik sonuçları ağırdır. Markanın sahibi, o markanın ekonomik değerinin oluşması sırasında, tescil tarihinde ortaya çıkabilecek mutlak bir engel nedeniyle davalı duruma düşebilir. Örneğin, tanımlayıcı bir işareti yoğun biçimde kullanan bir işletme, beş on yıl sonra, SMK md. 25/4'ün istisnasında hak kazanmış olmadığı takdirde, hükümsüzlük tehdidiyle karşı karşıya kalabilir.
Bu belirsizlik, ekonomik işlem güvenliği bakımından endişe yaratan bir durumdur. Bozgeyik'in ifadesiyle, markaların "tescil tarihinden itibaren belli bir süre sonra, muhalif hak ve talepler ileri sürülemeyecek bir nitelikte katılaşması" ideal olmakta, ancak mutlak nedenler bakımından bu katılaşma uygulanmamaktadır.26
VI. SMK md. 25/4'ün Sınırları ve Kalan Mutlak Nedenler
A. İstisna Dışı Kalan Bent Kategorileri
SMK md. 25/4 istisnası, yalnızca SMK md. 5/1-b (ayırt edicilik yoksunluğu), 5/1-c (tanımlayıcılık) ve 5/1-ç (aynı veya benzer marka) bentleri için geçerlidir. Diğer bentler, kullanım yoğunluğu ve başarısı ne olursa olsun, hükümsüzlük tehlikesine karşı kalkan sağlamaz.
Bu sınırlandırma, özellikle SMK md. 5/1-e (halkı yanıltıcılık) ve SMK md. 5/1-ğ (kamu düzeni aykırılığı) bentleri bakımından kritik önem taşır. Halkı yanıltıcı bir işaret, ne kadar başarılı biçimde pazarlanmış olursa olsun, yoğun kullanıma rağmen hükümsüz kılınabilir. Benzer şekilde, yetkisiz devlet sembolü içeren bir marka, yüzlerce milyon dolarlık ekonomik değer oluşturduktan sonra dahi, SMK md. 25/4 istisnasından faydalanamaz.27
Güneş, bu ayrımcı sınırlandırmanın sistemik mantığını şu şekilde izah etmektedir: "Ayırt edicilik, tanımlayıcılık ve iltibas nedenleri, makul kullanımla zamanla değişebilen ve niteliği değişebilen öğelerdir. Buna karşılık halkı yanıltıcılık, devlet sembolü kullanımı veya kamu düzeni aykırılığı, markanın yapısal ve değişmez özelliğine işaret eder."28
B. Halkı Yanıltıcı Markaların Kontrolsüz Hükümsüzlüğü Riski
Halkı yanıltıcı işaretler (SMK md. 5/1-e) bakımından dava açmada sınırlama bulunmamaktadır. Bir marka, dış görünüşü, rengi, logosu veya dilbilimsel öğeleriyle ilgili olarak halkı yanıltıcı nitelikte ise, bu durum zamanaşımsız biçimde hükümsüzlük talebine uğrayabilir. Tekinalp, halkı yanıltıcılık değerlendirmesinde, "markanın hedef kitle nezdinde ilişkin olduğu mal veya hizmetin kaynağı, kalitesi veya diğer önemli özelliği hakkında yanlış izlenim yaratacak nitelikte olup olmadığı" sorununun çok önemli olduğunu vurgulamıştır.29
Uygulamada, halkı yanıltıcılık iddiası sıklıkla sektör temsilcileri tarafından ileri sürülmekte, ancak Yargıtay bu itirazları oldukça katı biçimde değerlendirmektedir. Yargıtay'a göre, sadece markanın dilbilimsel anlamının halkı yanıltıcı bir öğe içermesi yeterli değildir; kullanımdaki yapısı ve tüketici algısı da değerlendirilmesi gerekir.
VII. Hükümsüzlük Kararının Hukuki Etkileri
A. Geri Etkili (Retroaktif) Geçersizlik Prensibi
SMK md. 27/1 uyarınca, hükümsüzlük kararı markanın tescilinin başından itibaren geçersiz olmasını sağlayan geri etkili sonuç doğurur. Karar kesinleştiğinde, marka sicilden terkin edilir ve markanın başvuru tarihinden itibaren hiç tescil edilmemiş gibi kabul edilir.
Bu retroaktif etki, nispi nedenlerde öngörülen istisnalardan farklıdır. SMK md. 27/2 ve 27/3, nispi nedenlere dayalı hükümsüzlük kararı halinde, karardan önce kesinleşmiş ve uygulanmış tecavüz davalarının ve sözleşmelerin korunabileceğini düzenlemektedir. Ancak mutlak nedenler bakımından böyle bir koruma mekanizması açık biçimde düzenlenmemiştir.30
B. Tercih Davaları ve Uyuşmazlık Zinciri
Hükümsüzlük kararının geri etkisi, pek çok yan soruyu doğurmaktadır. Markanın tescili tarihinden terkin edilişine kadar olan sürede, o markaya dayanarak açılmış ve kesinleşmiş olan tecavüz davaları ne olur? Yargıtay'ın yaklaşımı, bu davalardan varlıkları korunmakla beraber, hükümsüzlük kararının oturup kaldığı malı (res judicata) saymadığıdır.31
SMK md. 27/3 uyarınca, hükümsüzlük tarihinden önce yapılan sözleşmeler de korunmakta, ancak ödenen bedeller konusunda "hakkaniyete göre" iade talebine açık kalır. Bu, ihtilaflı bir konudur ve uygulamada ihtilaflar yaygındır.
Markaların "portföy" olarak değerlendirildiği modern işletme yönetiminde, hükümsüzlük kararının bu tür çok katmanlı etkilerinin öngörülmesi ve stratejik planlanması gerekir.32
VIII. Karşılaştırmalı Hukuk Perspektifi: AB Marka Tüzüğü Karşılaştırması
A. Mutlak Ret Nedenleri Arasındaki Yapısal Farklılıklar
Avrupa Birliği Marka Tüzüğü (EUTMR 2017/1001), mutlak ret nedenleri bakımından Türk hukuku ile paralel bir sistem kullanmakta, ancak bazı önemli farklılıklar bulunmaktadır. Özellikle SMK md. 5/1-ç'de "aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer marka" halinin mutlak ret nedeni olarak düzenlenişi, AB Tüzüğü'nde nispi ret nedeni (EUTMR md. 8) olarak yer almıştır.33
Bu farklılık, Türk Patent Enstitüsü'nün (TPE, şimdi TÜRKPATENT) erken aşamada benzer markaları engelleyebilme kapasitesini güçlendirmektedir. AB sisteminde ise, üncü kişinin itiraz etmesi halinde daha sonra işlem görmek mümkündür. Bently ve arkadaşları, bu farklılığın kamu yararını koruma hedefi ile işletmelerin hak beklentisi arasındaki dengeyi gösteren bir fark olduğunu belirtmektedir.34
B. Zamanaşımsızlık Kuralının AB Hukuku'ndaki Karşılığı
AB Marka Tüzüğü'nde, nispi ret nedenleri bakımından beş yıllık süre (EUTMR md. 15) bulunması, Türk sistemi ile paraleldir. Ancak mutlak ret nedenleri bakımından, AB Tüzüğü'nde de açık biçimde zamanaşımı yoktur. Bu, her iki sistem arasında önemli bir ortak nokta olup, kamu yararı koruma hedefini vurgulamaktadır.35
IX. Sonuç ve Uygulamada Öneriler
Mutlak hükümsüzlük, markanın kamu düzeni gerekçesiyle sicilden silinmesini sağlayan güçlü ve geniş kapsamlı bir denetim mekanizmasıdır. Re'sen inceleme ilkesi, zamanaşımsızlık ve geniş davacı sıfatı, bu davayı marka hukuku sisteminin en kapsamlı kontrol araçlarından biri haline getirmektedir.
Doktrinde yer alan ve Yargıtay kararlarında yansımış olan tartışmalar, bu sistemin tam olarak korunmaması gerektiğini, ancak markaların ekonomik değerinin önceden tespit edilebilir olması nedeniyle makul sınırlar getirilmesi gerekliliğini göstermektedir. SMK md. 25/4 istisna mekanizması, bu sınırlandırmayı kısmen sağlamakla beraber, uygulamada delil yükünün çok ağır tutulması, pratikte markaların tam bir güvenlik sunmasını engellemektedir.
Marka sahibi açısından, özellikle tanımlayıcı karakterli markaları kullanan işletmeler, hükümsüzlük tehlikelerine karşı kendilerini SMK md. 25/4 istisna mekanizması aracılığıyla koruma almak istiyorlarsa, baştan itibaren kapsamlı delil taraması ve belgelendirme yapmalıdırlar. Satış tutarları, reklam harcamaları, tüketici anketleri, sektör araştırmaları ve tüketici zihninde bilinirliğe ilişkin bağımsız araştırmalar, mutlak hükümsüzlük davasında savunmanın temel unsurlarıdır.
Marka hukuku sisteminin sağlıklı işlemesi, kamu düzenini korumanın yanı sıra, markaların ekonomik değerinin tahmin edilebilirliğini de sağlamayı gerektirir. Mutlak hükümsüzlük institüsü, bu iki hedefin arasında hassas bir dengede yer almaktadır ve Yargıtay'ın içtihatlarının bu dengeyi koruması, hukuk devleti ilkesi bakımından önemlidir.
Kaynakça
Arkan, Sabih, Marka Hukuku C.I (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları 1997).
Bently, Lionel vd., Intellectual Property Law (6. Bası, Oxford Law Trove 2022).
Bozgeyik, Hayri, Marka Hakkının Korunması (On İki Levha Yayıncılık 2024).
Çolak, Uğur, Türk Marka Hukuku (On İki Levha Yayıncılık 2023).
Güneş, İlhami, 6769 Sayılı SMK Işığında Uygulamalı Marka Hukuku (Adalet Yayınevi 2021).
Kaya, Aslan, Marka Hukuku (Vedat Kitapçılık 2006).
Paslı, Ali, Marka Hukukunda Ürün Benzerliği (Vedat Kitapçılık 2018).
Suluk, Cahit vd., Fikri Mülkiyet Hukuku (Seçkin Yayıncılık 2021).
Tekinalp, Ünal, Fikri Mülkiyet Hukuku (Vedat Kitapçılık 2012).
Uzunallı, Sevilay, Marka Hukuku (Adalet Yayınevi 2020).
Yasaman, Hamdi vd., Sınai Mülkiyet Kanunu Şerhi (Seçkin Yayıncılık 2019).
Dipnotlar
-
Sınai Mülkiyet Kanunu md. 25/1, hükümsüzlük davalarının şartlarını şu şekilde düzenlemektedir: "Marka, aşağıdaki nedenlerle hükümsüz kılınabilir: a) 5 inci maddeye aykırı olarak tescil edilmişse, b) 6 ncı maddeye aykırı olarak tescil edilmişse." Bkz. Çolak, Uğur, Türk Marka Hukuku (On İki Levha Yayıncılık 2023) 341. ↩
-
Arkan, Sabih, Marka Hukuku C.I (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları 1997) 38; Yasaman, Hamdi vd., Sınai Mülkiyet Kanunu Şerhi (Seçkin Yayıncılık 2019) 49. ↩
-
Çolak, Türk Marka Hukuku 340-341. ↩
-
Bozgeyik, Hayri, Marka Hakkının Korunması (On İki Levha Yayıncılık 2024) 215-216. ↩
-
Arkan, Marka Hukuku C.I 30-38. ↩
-
Suluk, Cahit vd., Fikri Mülkiyet Hukuku (Seçkin Yayıncılık 2021) 127. ↩
-
Yasaman, Sınai Mülkiyet Kanunu Şerhi 48-55. ↩
-
Tekinalp, Ünal, Fikri Mülkiyet Hukuku (Vedat Kitapçılık 2012) 276. ↩
-
Suluk vd., Fikri Mülkiyet Hukuku 128-129. ↩
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 05.03.2025, E. 2024/1836, K. 2025/1245. ↩ ↩2
-
Yasaman, Sınai Mülkiyet Kanunu Şerhi 51-52. ↩
-
Çolak, Türk Marka Hukuku 291-295. ↩
-
Güneş, İlhami, 6769 Sayılı SMK Işığında Uygulamalı Marka Hukuku (Adalet Yayınevi 2021) 185. ↩
-
Bozgeyik, Marka Hakkının Korunması 245-246. ↩
-
Kaya, Aslan, Marka Hukuku (Vedat Kitapçılık 2006) 312. ↩
-
Arkan, Marka Hukuku C.I 32-34. ↩
-
Uzunallı, Sevilay, Marka Hukuku (Adalet Yayınevi 2020) 258. ↩
-
Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku 315-316. ↩
-
Bozgeyik, Marka Hakkının Korunması 225. ↩
-
Çolak, Türk Marka Hukuku 356-357. ↩
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 23.10.2025, E. 2025/1364, K. 2025/6465. ↩
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 10.04.2025, E. 2024/3916, K. 2025/2311. ↩
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 18.11.2024, E. 2024/2864, K. 2024/6842. ↩
-
Bozgeyik, Marka Hakkının Korunması 226-228. ↩
-
Kaya, Marka Hukuku 310. ↩
-
Bozgeyik, Marka Hakkının Korunması 219. ↩
-
Suluk vd., Fikri Mülkiyet Hukuku 135-136. ↩
-
Güneş, 6769 Sayılı SMK Işığında Uygulamalı Marka Hukuku 187. ↩
-
Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku 285-286. ↩
-
Çolak, Türk Marka Hukuku 370-371. ↩
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 15.05.2024, E. 2024/1524, K. 2024/3156. ↩
-
Paslı, Ali, Marka Hukukunda Ürün Benzerliği (Vedat Kitapçılık 2018) 402-403. ↩
-
Bently vd., Intellectual Property Law 8-12. ↩
-
Bently vd., Intellectual Property Law 10. ↩
-
Suluk vd., Fikri Mülkiyet Hukuku 136. ↩