MAKALE
Marka Hakkının Rekabeti Sınırlayıcı Bir Araç Olarak Kullanılması ve Sonuçları
SMK kapsamındaki marka hakkının münhasır yetkisinin RKHK m. 4 ve m. 6 çerçevesindeki sınırları, lisans sözleşmelerinde rekabeti kısıtlayan hükümler ve marka hakkının kötüye kullanılması
Giriş
Marka hakkı, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) m. 7 kapsamında hak sahibine münhasır kullanma ve üçüncü kişilerin tescilli markayı izinsiz kullanmasını yasaklama yetkisi tanır.1 Bu münhasırlık, marka sisteminin temel taşıdır; rakipleri benzer veya aynı işaretleri kullanmaktan dışlama yetkisi olmaksızın markanın ayırt edicilik ve köken işlevleri sağlanamaz. Ancak münhasırlık, sınırsız değildir: marka hakkının kullanımı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un (RKHK) rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar (m. 4) ve hâkim durumun kötüye kullanılması (m. 6) hükümleriyle çerçevelenir.
Marka hakkının "doğal" kullanımı ile rekabeti sınırlayıcı kötüye kullanım arasındaki sınırın çizilmesi, hem teorik hem de pratik olarak son derece güçtür. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları, marka hakkı sahibinin pazar gücünü dolaylı yoldan dışsallaştırmasının haksız rekabet ve hakkın kötüye kullanımı çerçevesinde değerlendirileceğini ortaya koymaktadır.2 Bu makale, marka hakkının rekabet hukuku boyutunu, lisans uygulamaları, paralel ithalat, dağıtım sözleşmeleri ve dijital pazar dinamikleri üzerinden inceler.
Marka Hakkının İçeriği ve Rekabet İlişkisi
SMK m. 7, marka sahibine üç temel yetki tanır: (i) tescilli markayı tek başına kullanma, (ii) üçüncü kişilerin markayı izinsiz kullanmasını yasaklama ve (iii) markayı lisans verme, devretme ve teminat olarak gösterme yoluyla ekonomik olarak değerlendirme. Bu yetkilerin her biri, kendi içinde rekabet endişesi doğurabilir.
Marka hakkı, doğası gereği belirli bir işaretin pazarda yalnızca hak sahibi tarafından kullanılmasını sağlar; bu nedenle marka tescilinin kendisi pazara giriş engeli oluşturur. Bu engel, marka sisteminin amaçladığı bir sonuçtur: tüketicinin malın kökenini ayırt etmesini ve hak sahibinin yatırımının korunmasını sağlar. Ancak marka hakkı, sahip olduğu işaretten yararlanmanın ötesinde, pazarın yapısını dönüştüren bir araç olarak kullanılırsa, RKHK çerçevesi devreye girer.
Lisans Sözleşmelerinde Rekabeti Sınırlayan Hükümler
Marka lisans sözleşmeleri, hak sahibinin tescilli markayı belirli koşullarla üçüncü kişilerin kullanımına bırakmasını öngörür. SMK m. 158-159, lisans sözleşmelerinin temel rejimini düzenler; ancak lisans sözleşmesinde yer alan rekabeti sınırlayan hükümler, RKHK m. 4 ile birlikte değerlendirilmelidir. Aşağıdaki hükümler özellikle dikkat gerektirir.
Münhasırlık ve coğrafi pazar paylaşımı: Lisans verenin belirli bir coğrafi alanda yalnızca tek bir lisans alanla çalışmayı taahhüt etmesi, dikey ilişki çerçevesinde 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği kapsamında değerlendirilir. Münhasırlık tek başına ihlal teşkil etmez; ancak pazar paylaşımı amacı taşıyan ya da rakip teşebbüslerin pazara girişini engelleyen münhasırlık, m. 4 kapsamında ihlal oluşturabilir.
Satış fiyatının belirlenmesi: Lisans alanın markalı ürünleri belirli bir fiyat üzerinden satmaya zorlanması (yeniden satış fiyatının belirlenmesi — RPM), Türk rekabet hukukunda kategorik olarak yasaklanmamış olsa da rekabet açısından son derece kuşkulu görülür. Asgari satış fiyatının dayatılması, dikey grup muafiyetinden yararlanma imkânını ortadan kaldırır.
Asgari satış miktarı ve performans yükümlülükleri: Lisans alanın belirli miktarda satış yapma yükümlülüğü, sözleşmenin sürdürülebilirliği açısından meşru bir hüküm olabilir. Ancak yükümlülük orantısız ise lisans alanın pazardaki davranışlarını dolaylı olarak şekillendirebilir.
Geri lisans (grant-back) ve geliştirme yasağı: Lisans alanın markaya ilişkin geliştirmelerini lisans verene geri lisans olarak vermesi, marka portföyünün hak sahibinin elinde yoğunlaşmasını sağlar. Bu hüküm, lisans alanın inovasyon güdüsünü zayıflatabilir.
Pasif satış yasakları: Lisans alanın kendi coğrafi pazarı dışındaki müşterilerden gelen siparişleri (pasif satış) reddetmesinin zorunlu kılınması, RKHK kapsamında ağır ihlal sayılır. Tebliğ kapsamındaki grup muafiyetinden yararlanma imkânı ortadan kalkar.
Paralel İthalat ve Hakkın Tükenmesi
Marka hakkının rekabet hukuku ile en yoğun temas alanlarından biri paralel ithalattır. SMK m. 152 hakkın tükenmesini düzenler: tescilli marka altındaki malların marka sahibi tarafından veya onun izniyle Türkiye'de piyasaya sunulmasından sonra, bu mallarla ilgili olarak marka hakkına dayanılarak ileri sürülen talepler kabul edilmez. Bu hüküm, Türkiye'de ulusal tükenme rejimi olarak yorumlanmıştır; yani marka sahibi, üçüncü bir ülkede piyasaya sunulan ürünlerin Türkiye'ye ithalini engelleme yetkisine sahiptir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, hakkın tükenmesi konusunda istikrarlı bir içtihat geliştirmiştir. Markalı bir ürünün üçüncü bir ülkede satışa sunulması, Türkiye için tükenme sonucu doğurmaz. Bu yaklaşım, marka sahibine paralel ithalatçılara karşı koruma sağlar; ancak pazarın yapısını da etkiler. AB rekabet hukukunda paralel ithalatın korunması, iç pazarın bütünlüğü ilkesinin gereği olarak benimsenmiştir; Türkiye'de ise ulusal tükenme rejimi marka sahiplerine paralel ithalatı engelleme imkânı tanır.
Paralel ithalatın engellenmesi, marka sahibinin coğrafi pazar paylaşımını sağlamasının dolaylı bir aracına dönüşebilir. Marka sahibi, farklı ülkelerdeki distribütörlerine yerel pazarlarına özgü fiyatlandırma yapma imkânı verir ve paralel ithalatı engelleyerek bu farklılaşmayı korur. Pazardaki büyük marka sahiplerinin bu uygulamayı sistematik biçimde yapması, RKHK m. 6 kapsamında dikkate alınabilir.
Tanınmış Markaların Pazara Etkisi
Tanınmış markalar, SMK m. 6/4-5 kapsamında genişletilmiş koruma görür. Bu koruma, markanın tescil edildiği sınıflar dışındaki sınıflarda da hak sahibine itiraz hakkı tanır. Tanınmış marka korumasının kapsamı, marka sahibinin pazarın çok farklı segmentlerinde diğer teşebbüslerin işaret kullanımını engelleme yetkisi kazanmasına yol açar.
Bu genişletilmiş yetki, tek başına rekabet ihlali değildir; tanınmış marka sisteminin amaçlanan sonucudur. Ancak tanınmış marka sahibinin pazarın çok farklı sınıflarında savunma amaçlı portföy büyütmesi, başkalarının pazara girişini engelleyen bir "engel mimari" oluşturabilir. Defansif tescil pratiği, marka sisteminin işleyişi açısından kaçınılmaz olsa da, RKHK çerçevesinde tek başına ihlal yaratmamakla birlikte, başka faktörlerle birleştiğinde ihlal değerlendirmesine konu olabilir.
Marka Hakkının Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması Aracı Olarak Kullanılması
RKHK m. 6, hâkim durumdaki teşebbüsün davranışlarını düzenler. Bir teşebbüsün marka hakkına sahip olması tek başına hâkim durum oluşturmaz. Hâkim durum, ilgili ürün ve coğrafi pazarın tanımlanması, teşebbüsün pazardaki payı ve davranış serbestisinin ölçüsü dikkate alınarak belirlenir. Ancak güçlü ve geniş marka portföylerine sahip teşebbüslerin, ilgili pazarda hâkim durumda bulunma olasılığı yüksektir.
Hâkim durumdaki teşebbüsün marka hakkını rekabeti sınırlayıcı biçimde kullanması, m. 6 kapsamında değerlendirilir. Bu kapsamdaki tipik davranışlar şunlardır.
Dağıtım kanallarının dışlayıcı yapılandırılması: Hâkim durumdaki teşebbüsün, perakendecilerle münhasırlık esaslı sözleşmeler yapması ve rakip markaları satmayan perakendecilere avantaj sağlaması, rakiplerin pazara erişimini sınırlar.
Bağlama uygulamaları: Marka altındaki ürünün satışını başka bir ürünün satın alımına bağlama uygulaması, hâkim durumdaki teşebbüsün davranışı olarak m. 6 kapsamında değerlendirilebilir.
Yıkıcı fiyatlandırma: Hâkim durumdaki teşebbüsün belirli bir pazarda kısa süreli olarak maliyetin altında fiyat uygulayarak rakipleri pazardan dışlamaya çalışması, m. 6 ihlali oluşturur.
Sözleşmesel olarak markanın kullanımının kontrolü: Lisans veya distribütörlük sözleşmelerinde, lisans alanın rakip markaları satmama yükümlülüğü, hâkim durumdaki teşebbüsün taraf olduğu sözleşmelerde özellikle problemli görülür.
Marka Hakkının Kötüye Kullanılması ve TMK m. 2
Marka hakkının kötüye kullanılması, sadece rekabet hukuku açısından değil, Türk Medeni Kanunu m. 2 (dürüstlük kuralı) çerçevesinde de değerlendirilir. Yargıtay, marka tescilinin kötüniyetli yapıldığı veya marka hakkının münhasır kullanım yetkisinin amaç dışı kullanıldığı durumlarda, hakkın korumasız kalacağını ifade etmektedir. Bu yaklaşım, marka hakkının münhasırlığını dışsallaştırmak isteyen teşebbüslere karşı önemli bir sınırlamadır.
Marka hukukunda kötüniyetli tescil — örneğin, başkasının kullanmaya başladığı işaretin önce tescil ettirilmesi veya rakibin pazara giriş hazırlığında tespit ettiği bir işaretin engelleyici amaçla tescili — SMK m. 6/9 kapsamında nispi ret ve hükümsüzlük nedeni olarak düzenlenmiştir. Yargıtay'ın yerleşik içtihadı, kötüniyetin değerlendirilmesinde başvuranın amacı, başvurudan önce işareti kullanan kişiye karşı tutumu ve başvurunun ardındaki ticari mantık gibi unsurları dikkate almaktadır.
Dijital Pazar Dinamikleri ve Marka Hakkı
Dijital pazarda marka hakkının kullanımı, geleneksel pazar dinamiklerinden farklı sonuçlar doğurabilir. Marketplaces, arama motorları, sosyal medya platformları ve uygulama mağazaları, marka sahibinin pazardaki konumunu hem güçlendirebilir hem de zayıflatabilir.
Marketplace'lerde marka sahibi, "brand registry" veya benzeri programlara katılarak platform üzerindeki marka kullanımını kontrol edebilir. Bu kontrol, sahte ürün satışını engellemek için meşru bir araçtır; ancak platform üzerinden satış yapan rakip teşebbüslerin reklam ve listeleme hakları, marka hakkının kontrolüne tabi olduğunda rekabet endişesi doğabilir. Google Ads ve benzeri reklam platformlarında marka adının anahtar kelime olarak kullanılması, AB Adalet Divanı'nın Interflora ve L'Oréal kararlarıyla şekillenen test çerçevesinde değerlendirilir. Türk hukukunda Yargıtay 11. HD, marka adının rakip tarafından anahtar kelime olarak kullanılmasının ortalama tüketicide karıştırılma yaratması hâlinde marka ihlali sayılacağını tespit etmiştir.
Sonuç
Marka hakkının münhasır kullanım yetkisi, sınai mülkiyet sisteminin temel taşıdır; ancak hakkın doğal sınırlarını aşan kullanımı rekabet hukukunun denetimine tabidir. Lisans sözleşmelerinde yer alan münhasırlık, pazar paylaşımı, fiyatlandırma ve performans yükümlülükleri; paralel ithalat engellemesi, defansif portföy stratejileri ve dağıtım kanallarının dışlayıcı yapılandırılması — bunların her biri RKHK çerçevesinde değerlendirme gerektirir.
Marka sahibi teşebbüslerin rekabet hukuku açısından risk analizini sözleşme aşamasında yapması, dağıtım modelini ve pazarlama stratejisini bu çerçevede gözden geçirmesi tavsiye edilir. Markalar; hak sahibinin yatırımının korunmasında ve tüketicinin ayırt etme kapasitesinin sağlanmasında merkezi bir rol oynar — ancak bu rolün rekabet düzeniyle dengelenmesi, hem hak sahibi hem de pazar yararına bir uyum gerektirir.
Konuya ilişkin daha ayrıntılı analiz için marka lisans sözleşmesi ve marka ihlalinde tazminat ve dava süreci içerikleri faydalı olacaktır. Rekabet Kurulu Tetrapak kararı analizi, fikri mülkiyet-rekabet kesişiminde temel referans noktasıdır.
Dipnotlar
-
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu, RG 10.01.2017/29944; 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, RG 13.12.1994/22140; 89/104/AET sayılı Marka Direktifi yerine gelen 2015/2436 sayılı AB Marka Direktifi. ↩
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/1710 K. 2025/6470, 23.10.2025 — fikri mülkiyet haklarının dijital ortamda kullanımı; ayrıca bkz. Yargıtay HGK ve 11. HD'nin marka hakkının kötüye kullanımı bağlamındaki yerleşik içtihadı. ↩